18 Eylül 2024 Çarşamba

Sözlerimizi geri almadan yola devam ettiğimiz bir Salı günüydü (Raksha Bandhan !)

 - Pipet alabilir miyiz 

-Bu kokteyli, gerdanından içildiği için pipet olmadan  servis ediyoruz

....  

Ayşe ile birlikte kokteyldeki gerdanı bulmaya çalışırken , Ezgi üçüncü kadehinde yeni tasarımlar deniyor.

" Kırmızıbiberli-ananaslı....cin var içinde; hımm lezzetli ama acı ! "

Bardağın ağzındaki acı biberleri dilimle toparlıyorum. Tropik meyvelerle Urfa'nın acısını birleştirip bu sıcakta bizi serinleten mekana teşekkür ediyorum. Sonra Ezgi' ye, sonra Ayşe'ye..

Beni kaoslarla besleyip istikrarlı hayaller kurduran şu hayatımda bana hala eşlik etmekten bıkmayan bu iki kadına teşekkür ediyorum

Lime ın kabuğu Ezgi'nin dudakları arasında  yeşil yeşil. Ayşe sodasını yudumlayarak son şarap masasının aklında ve midesinde kaynayışını  anlatıyor ,Ezgi dördüncü kokteylini seçiyor menüden.

Mekan güzelmiş, tekrar gelelim diyoruz. Serince bir rüzgar sırtımıza değip geçiyor.

19 Ağustos ; retro var diyorlar her yerde,

* önemli işlerinizi erteleyin

* yöneticilerinizle gergin konuşmalar yapmayın

* bu haftayı sakin geçirin

* bla,...bla,...bla 

vs..vs..vs 


Kim ne takar retroyu diyerek, yapmayın dedikleri her şeyi yapıyorum, inadına..

..gidip duvara çarpma pahasına...Çivi çiviyi söksün Erkin Abi! manasıyla.

19 Ağustos, güzel bir tarih ; "neyse ki kendimi, kim olduğumu biliyorum" u bir kez daha hatırlatıcı, şifalı bir tarih; iyileştirici.

Yan mekandan Dilara uğruyor yanımıza. Ağabeyi ile 19 Ağustos'u kutluyorlar. "Dilara " diyorum. "bir ara seninle de kokteyl içelim."

Gözlerimizin içine bakarak gerdan kıran son kadehimi Hindistan'a ve nice 19 Ağustoslara kaldırıyorum.

Raksha Bandhan !

Kız kardeş-erkek kardeş günümüz kutlu olsun .🎈




19 Eylül 2022 Pazartesi

"Taze fasulye pişirirken eklenen su sıcak olmalı" gibi bir detay önümde.

 Ozan K. da gittiğine göre dönelim bakalım tekrar uzun sessizliklerle susup; bağıra çağıra yazma günlerine.

Ah keşke yazabilsem moleskinlere eskisi gibi. Artık  her şeyi söyleyivermek daha kolay geliyor, daha çabuk ve etkili. Bir an önce zihni boşaltıp rahatlamak. Daha fazla düşünmeden başka bir konuya geçmek. Çok irdelemeden olduğu gibi bırakmak kafamdakileri ; masanın üzerinde bıraktığım kahve fincanı gibi. İçindeki telvenin ne söyleyeceğine aldırmadan, inanmadan, umut bağlamadan.

Nasıl bu hale geldi her şey diye bile düşünmeden, önümdeki beyaz ekranda beliren kelimeleri çok da umursamadan.

Bulaşık makinesi çalkalayadursun, "Braking Bad" in ikinci sezonuna hazırlık yaparken "yaz jeliza yaz" dediler. Benden bir "Heisenberg" olur mu  düşüncesindeyim bu belirsizlikle neler yaparım neler...Tablo analizleri, bildiğin en bilinmeyenli denklemleri çürüten teoremler, fişler, muhasebeler...Gelsin işler Jeliza, yaz kızım...İki sodyum, bir sülfat anılarda kalan ...Stoklu tüm tuzlara gelsin.

Eylül çok pis geldi bu sefer; hüzünlü hem , hem de hazırlıksız yakaladı beni tam belimden. Kıpırdayamıyorum; hava serinlese azıcık, soluk alabilsem. Orhan Pamuk'un yeni bir romanına başlayabilsem örneğin, ya da evdeki fazla eşyalardan kurtulabilsem; büyük temizlik, hafifleme, sadeleşme...Dikiş makinası alsam eve belki ; iki paça, bir sürfile hayat kurtaracak belki kim bilir...

Ne güzel sadeyse her şey ; olduğu gibi abartısız......

İşte böyle, biri gittiğinde uzaklara, önce saçmalayıp bir süre; ufuk çizgimi belirginleştiriyorum sonra hemen.. Silik, paslı ama renkli; denizin üzerinde belirmeye, kendini bana göstermeye çalışan o  emektar ufuk çizgim. Birini daha dizdim üzerine, bu sefer çok daha yakına, tam da mavinin içine.

Göz hizamdan ayırmadan, moleskinden eksik etmeden.