Rüyada sarı gömlek görmek ne demek ?Ya sarı gömleği giyen kişi sevdiğiniz bir arkadaşınızsa?
Bildiğiniz sarı renk, renkli bir rüya.Bilinçaltınızın ne renk olduğunu mu anlatır acaba size...Gidip google a sorsanız; ayrılık der, özlem der...Sarı rengi üzerinde taşıyan kişinin hasta olabileceğini söyler.Ama siz tüm soğukkanlılığınızı koruyarak , " hadi canım " diyerek işi Freud'a bağlamaktan kaçınırsınız...Her şeyi akışına bırakarak üstüste üç gece aynı ortamda aynı sıkıntılı rüyayı görene kadar endişe etmezsiniz...Ama sonuçta sabah uyandığınızda yeni bir gün başlar ve kendinize ev arama telaşıyla akşam tekrar uyuyana kadar rüyayı anımsamazsınız...
Ama ben unutmuyorum işte ; bir süredir tam anlamıyla psişik rüyalar görüp de sevdiklerimin başlarına gelenleri takip ettikçe...Endişelenmemem elde mi..Elde olacak artık; sevdikleriniz uzaktaysa ve gün be gün suretlerini unutmaktan,onları özlemekten korkuyorsanız...Rüyalarınızda bunları görmeniz çok olası.
Özlem, bilinçaltını böyle de ele geçiriveriyor işte.Neyse, bir süredir mobil yaşamdan sonra nihayet kısa bir süre sonra artık düzenimi kurabileceğim için mutluyum.Mutluyum; kanepeme kavuşacağım için.Mutluyum; uzun süredir yaşadığım yalnızlığı resmileştirebileceğim için...Kanepem, yazı masam ve filmlerimle...Azıcık daha beklemem gerek..Sonrası, arkadaşım kanepe ile geçireceğim serin teraslı bir yaz olacak...
Vizöründen bakabileceğim güzel bir hayata merhaba diyeyim bakalım.
29 Haziran 2013 Cumartesi
24 Haziran 2013 Pazartesi
Miad ve Milad
O kocaman bavulu hayatımdan çıkardım.
Ne o öyle; ağır hantal...Tutmaya çalışsan elinde kalır! Onun benim yükümü taşıması gerekirken, ben onu taşıyordum yükle birlikte. Tekerlekleri de vardı oysa ki. Yine de oldukça zorlamış beni.
Her şeyin bir süresi varmış; kendi kendinin miadını doldurdu diyelim. Onun yerine, sade bir sırt çantası var artık hayatımda. Daha hareketli, daha pratik, beklentisiz...Hadi dediğinde sırtlanıp, istediğin yere götürebileceğin. Bana yük olmayan.
Tekerleksiz, ama daha hafif ...
En önemlisi daha özgür!
Ne o öyle; ağır hantal...Tutmaya çalışsan elinde kalır! Onun benim yükümü taşıması gerekirken, ben onu taşıyordum yükle birlikte. Tekerlekleri de vardı oysa ki. Yine de oldukça zorlamış beni.
Her şeyin bir süresi varmış; kendi kendinin miadını doldurdu diyelim. Onun yerine, sade bir sırt çantası var artık hayatımda. Daha hareketli, daha pratik, beklentisiz...Hadi dediğinde sırtlanıp, istediğin yere götürebileceğin. Bana yük olmayan.
Tekerleksiz, ama daha hafif ...
En önemlisi daha özgür!
19 Haziran 2013 Çarşamba
Sustum
Uzun zamandır suskunum.Sevdiklerimin beni dinlememesinden
bıktığım için, konuşmamaya karar verdim.Bir süredir böyle bu.Söyleyeceklerimi
içimde biriktirip hiç kimseye anlatmadığımda artık rahatsız olmuyorum.Benim
için hiç mahsuru yok bu durumun.Hatta artık bana huzur bile vermeye başladı
suskunluğum.Dudaklarım yorulmuyor,kulaklarım kendi sesimi unuttular
bile.Sanırım uzun bir süre böyle olacak; sonra da tek bir kelimeye bile gerek
kalmayacak zaten.
Sustuğumun farkında bile değilsin değil mi.Elinde kitabınla
çemberinin içinde dönüp duruyorsun dolap beygiri gibi, at gözlüklerinle.Ben
duyuyorum;martılar bile gülüyorlar bu duruma.Sen içeride, ben dışarıda…Geçen
gece bir martı yanaştı balkona; “abla nasılsın” dedi.Yadırgamadım bile; konuştu
benimle nasıl olduğumu merak etti, martı…
“idare ediyorum be Jonathan” dedim.Ne diyeyim martıya,
oturup dertlerimi mi anlatayım.
“ çok gürültü yapıyorlar değil mi, senin üst katta tadilat
var, görüyoruz…Üzülüyoruz senin için.Ustalarla konuşmamızı ister misin?”
Evet yan komşunun duvarımıza tecavüzünden sonra, üst komşu
da yer matkabıyla beynimizi delmeye başladı.İki gündür korkunç bir gürültü var.
“Ama biliyor musun Jonathan; iki gündür müziği hiç
dinlemediğim kadar yüksek seste dinliyorum!Hem de kulaklığa ihtiyaç duymadan”
“iyiymiş” dedi Jonathan. Onunla konuştuğum için
mutluydu.Gülümsedi.Kanatlarını açmadan önce ;
“ama yine de çok rahatsız ederlerse; hemen dalarız
pencereden, ekibi toplar gelirim ben. Merak etme” dedi ve karşıdaki okulun
çatısına, arkadaşlarının yanına gidip kondu.Bağırışlar, çağırışlar…
“beni de yanınıza alın” diyemedim.Tek başıma yaşamam gereken
bir dönem vardı önümde.Sustum.Uçarken, ardından baktım sadece.kanatları
geniş,açılınca bedeninin ikiye katlayan heybetine
özendim.Özgürlüğüne,hovardalığına…Çatıdaki sohbetine.Pencerenin dışından,
haneye bakabilmesine.
Şimdi gece.Kimsecikler yok.Uzaktan okey taşlarının sesi
geliyor.İlk kez duyuyorum bu şehirde.Balkonlardan birinden geldiği belli.Ne çok
pencere,ne çok balkon var karşımda…Okey oynamayalı kaç yıl oldu acaba?Ya
bilardo?..Kahveye gitmeyeli , aylak aylak gezip, yarını düşünmeyeli…
Çok olmuş, endişelerim başlayalı.Nereye koşturuyoruz acaba.
- Ressam mı? Diye sordu annem.
- Değil.Aylakmış; öyle diyor.
Yeniden sardım bu romana, sarıldım.Okuyalım bakalım; yeniden
ve tekrar tekrar, hiç bıkmadan…
17 Haziran 2013 Pazartesi
Ya Şimdi
31 Mayıs 2013
Bu tarihten sonra doğan bebeklere “Direnç” adı mı konur
sence ?
Büyük ihtimalle
Peki kız bebek olursa?
Olsun, yine Direnç olabilir.Senin adın farklı mı
sanki.Kız/erkek ne fark eder?
Sonunda “ç” olsun ama,işleri kolaylaşır.Zira emir kipinde
bir isimle yaşamak zor.
Belki onlar için zorlanacakları bir ülke olmaz gelecekte
Öyle bir ülke var mı ki? Yirmi yıl sonrayı düşünebiliyor
musun?Ne olacağını kimse kestiremez.
Yirmi yıl önceyi biliyorum ama. Bugünlere gelineceği apaçık
ortadaydı. Bunu bağırdıysak da sesimizi duyan olmadı.
Belki yeterince bağırmadınız
Yeterince! Bunun ölçüsü nedir ki.
……
İnsanlık bencil, insanlık aç gözlü. Acımasız. Kendi canı yandığında
bağırıyor ancak. Biri ayağına bastığında, elinden oyuncağı alındığında. Karnı
tok, sırtı pek ise sesi çıkmıyor.Olmayan parayı harcıyor, borçlandırılıyor.Ama
mutlu, ama her şeyi var.Ülkesinde bulamadığı bir şey var mı?Eksiksiz!
İnsanlık elbet bir gün gelecek patlayacak. Elbet bu dünyaya
sığmayacak kadar dolup taşacak. Bir gün mutasyona uğrayıp, bencil olmamayı
öğrenecek. Her şeye yeni baştan başlayacak.Tek bir çatı altında, devletsiz, her
şeyin paylaşıldığı, paranın anılmadığı uzak zamanlarda, yoğurdunu üfleyerek
yiyecek.
Çok mu hayalperestim; kim bilir? Bir şeyi istiyorsan önce
hayal etmelisin !
Paylaşarak büyüdüm; yar yanağından gayrı her şeyi…Belki
ondan.İlkokulda kalemimi, lisede kitaplarımı, kampüste saflarımı. Sonrasında
ekmeğimi.Bencil olmayı bilemedim.Belki de bu yüzden bir ütopyayı isteyebildim
hep.Olabilirliğine inandım.Bir yerlerde, bir düş ülke olduğuna inandım.
Yeterince bağırdım mı peki ?
….
Bunu görebilecek bir nesle katkıda bulunup, bir çocuk getirir
miyim bu dünyaya; adını da “Direnç” koyar mıyım; şüpheli. Çocuğumun o düş
ülkede büyüyeceğini bilsem; evet.Benim gibi olacağını, en azıyla mutlu
olabileceğini, kendi türünü inkar edip bencil olmayacağını…Hayır, bu mümkün
olmayacak.Yakın gelecek için endişeliyim.Belki bir otuz yıl daha yaşar
mıyım;kim bilir.Çürüyoruz için için.Bir tane yaşamımız var.Bırakalım, alfabenin
son harfine kadar adlandırsınlar kuşakları.Artık kendim için yapacaklarım
var.Belki de ilk defa bencilim.İlk defa kendim için
bağırıyorum. Her şeye rağmen,dönüşmeyeceğimden emin,bu kuşağın yanında duruyorum.Adları her neyse
ne!Önümdeki otuz yıl boyunca; baskısında yaşadığımız otuz yılın
panzehirini içime çekebilmek için belki, onların yanındayım.
..ve şunu da biliyorum ki artık;dünyayı güzellik falan kurtarmayacak ve bir insanı sevmekle hiç bir şey başlamayacak.
4 Haziran 2013 Salı
KOKKOREÇÇ
Nasırlı elleriyle dörde böldüğü ekmeği ızgaranın üzerinde
bastırıyordu tüm gücüyle..Kokusu sarmıştı üzerimizi;dumanı ise her yere
dağılmıştı.Soğuktan kızaran burnumuzu ve kulaklarımızı tek atkıya sığdırmaya
çalışıyorduk sanki;donmuştuk..!Gecenin soğuğu,mevsimin kışı..Yağmurun ıslaklığı..Hepsi bir araya gelmişti.Bira sonrası açlığımız da üşümemizi tetiklemişti silahın horozunu çekerek büyük bir gürültü ile..
Izgaranın sıcağı,az sonra doyuracağımız karnımız ve eve
gidip sıcacık bir uyku düşüncesiydi içimizi
ısıtan.Gözlerimizi dikmiş;karşımızdaki
iki sarışın hatunun diyaloğuna kulak kabartmıştık meraklı gözlerle ;
....
-Bildiğin bağırsak işte ..!
-Sen hiç bağırsak
gördün mü peki ?
-Yoo..Sen?”
-hayırrr”
Sarmış sarmalamış ;dizmiş bir şişe geçirmiş; "tak-tuk-tak..!”
hababam kesiyordu amca..Osman Amca .Adını
anmışlardı arabanın önünde yarım ekmeği dişleyen gençler..
“Yine sevgilerini bolca katmışsın
Osman Amca ekmeğin içine..!”
Duman artıyor;kızarmış ekmek kokusu tam gaz midemizi
harekete geçiriyordu.
“Osman Amca bize de sevgilerini göstersen..!”
-İki çok acılı ,bir
normal ..Hazır abla;ayran?
Bir de ayran içsek ayrı mı düşerdik ki seninle;henüz
bir araya bile gelememişken..
Ekmek arası
mutluluklarımızla karnımız tok;caddeyi geçiyoruz sonra..Bir gürültü;çarpışan
,iki araç;alsana bodozloma bir trafik kazası ..
"Sarhoş musun kardeşiimmm!”
..Herkes koşturmaya başlıyor kaza yerine doğru;aralarında
koşan adam Mirkelam ;bir yandan şarkı söylüyor..
“Kokkoreççç..Sensiz olmazzz..Kokkoreçç..koko koko..”
Adı üzerinde "eski"
Nihayet üçüncü denememizden sonra geçen Cumartesi akşamı
bizim arkadaşlarla buluşup canlı müzik dinlemeye gidebildik.Üç denemede de
herkesin bir mazereti ,geçerli bir sebebi vardı haklı olarak..Yaş ilerledikçe
zaten,iş-güç,hayat dertleri vs..derken bir bakmışsın eskiden keyif aldığın
şeyleri artık her istediğinde yapamıyorsun..Kısıtlı olarak;ara sıra
yapabiliyorsun..Zaten insanın da enerjisi kalmıyor eskisi gibi..Saatlerce
,duyma bozukluğuna yol açabilecek bir risk taşıyan mekanlarda oturamıyor..ya da
ayakta da duramıyor;yoruluyor insan..Bel ağrıları,şişmiş bacaklarla eve
dönülüyor..
Ama geçen Cumartesi akşamı inat ettim.Uzun süredir Cumartesi
ütülerinden,DVD-internet-kitap üçlüsünden,erkenden koltukta uyuyup kalma
maceralarından sıkıldığımdan muhtemelen;bu canlı performansı izlemek istedim
.Dar bir alan,bir müzik grubu,kulağımın pasını silecek bir repertuvar..ve bira..
Girişteki bodyli
guardın gruptan sadece bana kimlik
sormasıyla ve de o dar alanda oturacak yer bulamamızla başlamıştı enerjimizi
orada bırakıp evimize döneceğimiz gecemiz..itirazsız otuz yaş üzeri kimliğimi
çıkarıp gösterdim dövmeli,geniş omuzlu bodyguarda..Utandı mı ,hayır,bilakis “ha
ha ha !” kahkaları ile arkadaşlar zaten beni orada un ufak etmişlerdi..Başıma
her zaman gelen bir şey olduğu için bu yaş ve kimlik sorgulaması;onlar da sanki
bunu bekliyor gibiydiler apartta..Bu sorgulama beni onore mi etmeli,yoksa sinir mi etmeliydi bilemedim.. 'Yaşını göstermiyorsun 'gibi bir
avuntuyla mı karşılamalıydım bunu yoksa ..Artık
neyi nasıl karşılamam gerektiğini ben de bilmiyordum..Sahneye dogru bodozlama
girdim içeriye bizimkileri beklemeden...
Buraları artık bizlere göre fazla hareketli,halimiz kalmamış of pof nidaları arasında eğlenmeye
çabalıyordum;repertuvarı sıkı olan grubu da beğenmiştim ayrıca..Solist hatun bir yandan rakısını yudumluyor;bir
yandan “budur bunun ilacı” diyordu elinde kadehi bizlere kaldırarak.."Madem
ilaçtı da yıllarca içildikçe nasıl eritti bunca insanı?” diyesi geliyor insanın
ama,orada söylenir mi bu?..Sahneye iki bira istiyor grup elemanları
mikrofondan..Bu isteği duyan masadaki
doktor arkadaş,tüm hafta yaptıgı ameliyatların stresinden ezilmiş halde
bağırıyor sahneye dogru; "Görev başında içilir mi ayıp!Bak biz içiyor
muyuz?”..Grup elemanları duymasa da bu çığlığı arka masamızdan kahkahalar
yükseliyor..Eğlenceye devam..Çok değil,yedi-sekiz yıl önce geldiğimiz mekanlar,aynı
kalıpta gençler,müzik grupları.renkler aynı-siyah,gri-..Müziklere bir-iki yeni
parça eklenmiş..Ama kendimizi oraya ait hissedemeden eğleniyoruz..Yan
masanın;”belli bunlar gençken yaşayamadıklarını şimdi yaşamaya çalışan orta yaş
grubu” bakışlarından kurtulmaya çalışıyoruz..Oysa çok değil bizim de
geçmişimiz..Beş yıl sonra onlar da bizlerin yoluna girecekler..Pek sallamıyorum
bu düşünceleri,aklımdan geçiyor;oysa ben eğlenmeye gelmiştim..Niye ki bunca
düşünce..Evet,"shuld I stay shuld I go”..biz kaldık,eğleniyoruz
iste..Coşturuyor grup,yan flüt olması güzel grupta,solistin sahnesi de
güzel,fonda rakı,kızılından..
Derken arkamdan birisi -dürtüyor mu denir-omzuma dokunuyor..Beyaz
saçlı,gözlüklü bir adam.."benim hatun size emanet,ben bir tuvalete gidecegim..”
hı?hatun kim,sen kimsin? "Peki” diyorum..Hatun
oturmus arka masanın yanındaki yüksek tabureye sırıtıyor..Hafif bir
gülümsemeyle selamlıyorum,arkamı dönüp zıplamaya devam..
“teşekkürler..” geri gelen adamın sesi kulagımın yanından
geçiyor bir süre sonra..Adam ısrarlı,bizim ekibe dahil olacaklar..Akran gördü
bizi..Yine sırıtıyorum, "rica ederim..”
Sonra biraları geliyor arkadaki çiftin;masamıza konuyor
biralar..Bir kaynaşma anı..Ben bir yandan müziği kaçırmamaya çalışırken,bir
yandan durmadan konusmaya çalısan çift arkamda..
Bize emanet edilen hatunun sesi çıkıyor bu konusma
arasında.. “siz siz olun kırkınızdan sonra facebooka girmeyin..Yirmiüç yıl sonra
tekrar buldum başbelamı”..diyor..Facebooka nasıl girdik şimdi ben en son
Nirvana dinliyordum sahnede kızıl
hatundan.. "Peki “ diyorum..Zaten ben kırkıma gelene kadar facebook un kapagını
kapatıp rafa kaldırırlar çoktan..Off sonra adam başlıyor “ben buldum onu yirmiüç yıl
sonra,girin girin facebook iyidir..”..
Sırıtan bir suratla tamam diyorum abiler,ablalar..gitme
vaktidir..Zaten gecenin dibi gelmiş..Rakı sulanmış,bizim bacaklar
şişmiş..Neyimize gerek bu yaştan sonra rock barlarda,canlı performanslarda..Otur
evinde ütünü yap,Eurovision izle değil mi!..
Kırkımı aşmaktan korktum o gece..yaşlanıp yalnız
kalmaktan..Ondört yıl öncemi düşünüp geride bıraktığım sevgililerim var mıydı acaba
diye. O iki insan kadar yalnız kalıp;geri dönüp,eskiyi yeni yapar mıyım
diye..Kimbilir hikayeleri neydi..Eminim anlatırlardı bize biraz daha kalsaydık
orada..Merak etmedim,dinlemek istemedim. Herşey yaşında güzel sanırım..Tadında
güzel. "Eski” de kalması güzel belki de..
Adı üzerinde “eski”
//2009
Günaydın Lordum
...sonra kedi, yavrularını tek tek taşıdı hazırladığım
yuvaya. Dört yavruyu tek tek, on beş
dakikalık aralarla yuvaya taşıdı. Her birinin güvende olduğunu kontrol ederek ve
gözlerime bakarak; “evet sana güveniyorum” der gibiydi..Dört yavru yuvaya güven
içinde yerleşmişti o sabah..
- hayır, değilim..
Günlerdir takipte olan garson sonunda beni bahçenin en uzak
masasında kıstırmış, o soruyu sormuştu
bir cesaretle. "Yazar mısınız ?” .Yazarım;çok güzel kurgular, hayallerimi çok güzel
okuturum istesem..Ama yapmıyorum.Şu elimdeki küçük not defterine kim bilir neler
yazıyorum değil mi?Asla kimsenin okuyamayacağı
ve sizin hep merak edeceğiniz şeyler garson bey.Hakkımda bileceğiniz tek
şey ; sabahları bir poğaça ve iki bardak şekersiz çay ile kahvaltı yaptığım olacak..
Aslında, anlatsam garsona; öykümü,içimdekileri,dört yıl
önceki kediyi,dün
geceyi,Lordumu,şatosunu..İçimdekileri şuracıkta döküversem..Orucu bozulur
mu_Sorduğuna pişman olur mu; yazar mıyım,yazmaz mıyım ..Bilmem ki ; denemeden bilinmez..
En azından o, cesaret gösterip bana sordu ; merak, kötü
bir şey mi,iyi mi bilmiyorum bazen.Ama bu masumca bir merakın sonucu bile olsa;
sorgulanmayı sevmiyorum..
.
.Poğaçanın iç kısmındaki kaşar peyniri kediyle paylaşıldı.Zaten kediyi de o yüzden anlatmaya başlamıştım size; gözlerime bakan genç kedi yüzünden..
Ona da başka bir sabah devam ederim Lordum..Pelerinime
sarındım şimdi; birazdan karşıdaki tepenin yamacından uygun bir rüzgar bulunca
kendimi bırakacağım size doğru.Birkaç güne kalmaz yanınızda olurum;zira uzun
bir yolculuk olacak Kuzey rüzgarlarının peşi sıra.
Perdelerinizi açıyorum ; siz de uyanın artık
Lordum.Bakın herkes günü karşılıyor bir şekilde;
Günaydın kedi,
Günaydın bay garson
...günaydın Lordum ..
Güneş buluta girdi
Teninin değdiği her yerim yanarken, sırtını bana yaslamış,
mışıl mışıl uyuyordu.Elim, kaburgasının üzerinde, sımsıkı sarıldım.Kendini bana
doğru itti,sırtını göğsüme yasladı, sımsıcaktı.Bir gece önceki koşuşturmadan
yorulmuştuk.Helikopterlerin takip ışığıyla aydınlattığı gaz bulutları hala
üzerimizdeydi sanki.Kollarım yanıyordu.Gözlerim şiş.Kaç gecenin
uykusuzluğu.Tatlı bir yorgunluk.Gün ağarıyordu.Uyuyamadım.Ona
baktım;uyurken,dişlerini gıcırdatırken,çıplak tenindeki yaralarını sayarken…Sanki
günlerdir direnen güçlü kişi o değildi.Teslim olmuş,tüm masumiyetiyle
uyuyordu.Teninin değdiği yer acıdı yine,umursamadım.Ayaklarını aradı
ayaklarım;üşümüştü.Yine sarıldım,uyandırmaktan korkarak.Bilmediğim bir kokusu
vardı, tertemiz.Gözlerimi kapattım.Kulağımda bağıra çağıra söylediğimiz marşlar
çınladı.Koşarken beni bırakmayan eli, şimdi yine elimi tutuyordu.Koluma sarıldı
sımsıkı, elimi öptü.Uyuyamadım;
Heyecandan, sevgimden,mutluluktan..Sadece sarıldım,
kulağından öptüm.Yarın yan yana olamayacağımızı bilerek, o anda zamanı
durdurmayı isteyerek sarıldım ona.Direncimizi sevdim,özgürlüğümüzü.Derin bir
uykuya, el ele dalmak istedim onunla.Uyanmamak, uyansak da ayrılmamak.
Sabah olmuştu.Elini sımsıkı tutup, tek bir dilek
diledim.Bunca kayıp zamanı, bu yaşımızın olgunluğuyla telafi edebilir
miydik.Bir önemi var mıydı ki bunun.Geçmişin, geleceğin..Şuan yan yanaydık.Gerisi,
ötesi, berisi...Onu hep sevmiştim zaten, sevecektim.
Yüzünü bana döndü. Uykulu gözleriyle gözlerime baktı. O
haliyle bile gülümsüyordu. “ uyu biraz” dedi. “ çok yoruldun” .
Gözlerimi kapattım. Koluna sarıldım. Uzun bir hayat yoktu
belki önümüzde bizi bekleyen ama, onun oralarda bir yerlerde olduğunu bilmek
bana güven verecekti her zaman. “ Duyuyor musun?” dedi. "Yağmur başladı”.Sanki,
üzerimizdeki tüm zehir yıkamak ister gibiydi..
Çıplaktık, tenimizin yangısıyla çırılçıplak. Nice
direnişlerden yorgun, tek vücut olduk o sabah. Bir pencere açıldı sonra, yağmur
içeriye kadar geldi. O doğusuna, ben batıma;usulca yelken açtık uzaklara.Vedalaşmadık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
