29 Haziran 2013 Cumartesi

bugünler işte..kavurucu sıcaklar..

Rüyada sarı gömlek görmek ne demek ?Ya sarı gömleği giyen kişi sevdiğiniz bir arkadaşınızsa?
Bildiğiniz sarı renk, renkli bir rüya.Bilinçaltınızın ne renk olduğunu mu anlatır acaba size...Gidip google a sorsanız; ayrılık der, özlem der...Sarı rengi üzerinde taşıyan kişinin hasta olabileceğini söyler.Ama siz tüm soğukkanlılığınızı koruyarak , " hadi canım " diyerek işi  Freud'a bağlamaktan kaçınırsınız...Her şeyi akışına bırakarak üstüste üç gece aynı ortamda aynı sıkıntılı rüyayı görene kadar endişe etmezsiniz...Ama sonuçta sabah uyandığınızda  yeni bir gün başlar ve kendinize ev arama telaşıyla akşam tekrar uyuyana kadar rüyayı anımsamazsınız...
Ama ben unutmuyorum işte ; bir süredir tam anlamıyla psişik rüyalar görüp de sevdiklerimin başlarına gelenleri takip ettikçe...Endişelenmemem elde mi..Elde olacak artık; sevdikleriniz uzaktaysa ve gün be gün suretlerini unutmaktan,onları özlemekten korkuyorsanız...Rüyalarınızda bunları görmeniz çok olası.

Özlem, bilinçaltını böyle de ele geçiriveriyor işte.Neyse, bir süredir mobil yaşamdan sonra nihayet kısa bir süre sonra artık düzenimi kurabileceğim için mutluyum.Mutluyum; kanepeme kavuşacağım için.Mutluyum; uzun süredir yaşadığım yalnızlığı resmileştirebileceğim için...Kanepem, yazı masam ve filmlerimle...Azıcık daha beklemem gerek..Sonrası, arkadaşım kanepe ile geçireceğim serin teraslı bir yaz olacak...

Vizöründen bakabileceğim güzel bir hayata merhaba diyeyim bakalım.

24 Haziran 2013 Pazartesi

Miad ve Milad

O kocaman bavulu hayatımdan çıkardım.
Ne o öyle; ağır hantal...Tutmaya çalışsan elinde kalır! Onun benim yükümü taşıması gerekirken, ben onu taşıyordum yükle birlikte. Tekerlekleri de vardı oysa ki. Yine de oldukça zorlamış beni.
Her şeyin bir süresi varmış; kendi kendinin miadını doldurdu diyelim. Onun yerine, sade bir sırt çantası var artık hayatımda. Daha hareketli, daha pratik, beklentisiz...Hadi dediğinde sırtlanıp, istediğin yere götürebileceğin. Bana yük olmayan.
Tekerleksiz, ama daha hafif ...
En önemlisi daha özgür!

19 Haziran 2013 Çarşamba

Sustum



Uzun zamandır suskunum.Sevdiklerimin beni dinlememesinden bıktığım için, konuşmamaya karar verdim.Bir süredir böyle bu.Söyleyeceklerimi içimde biriktirip hiç kimseye anlatmadığımda artık rahatsız olmuyorum.Benim için hiç mahsuru yok bu durumun.Hatta artık bana huzur bile vermeye başladı suskunluğum.Dudaklarım yorulmuyor,kulaklarım kendi sesimi unuttular bile.Sanırım uzun bir süre böyle olacak; sonra da tek bir kelimeye bile gerek kalmayacak zaten.

Sustuğumun farkında bile değilsin değil mi.Elinde kitabınla çemberinin içinde dönüp duruyorsun dolap beygiri gibi, at gözlüklerinle.Ben duyuyorum;martılar bile gülüyorlar bu duruma.Sen içeride, ben dışarıda…Geçen gece bir martı yanaştı balkona; “abla nasılsın” dedi.Yadırgamadım bile; konuştu benimle nasıl olduğumu merak etti, martı…

“idare ediyorum be Jonathan” dedim.Ne diyeyim martıya, oturup dertlerimi mi anlatayım.

“ çok gürültü yapıyorlar değil mi, senin üst katta tadilat var, görüyoruz…Üzülüyoruz senin için.Ustalarla konuşmamızı ister misin?”

Evet yan komşunun duvarımıza tecavüzünden sonra, üst komşu da yer matkabıyla beynimizi delmeye başladı.İki gündür korkunç bir gürültü var.

“Ama biliyor musun Jonathan; iki gündür müziği hiç dinlemediğim kadar yüksek seste dinliyorum!Hem de kulaklığa ihtiyaç duymadan”

“iyiymiş” dedi Jonathan. Onunla konuştuğum için mutluydu.Gülümsedi.Kanatlarını açmadan önce ;
“ama yine de çok rahatsız ederlerse; hemen dalarız pencereden, ekibi toplar gelirim ben. Merak etme” dedi ve karşıdaki okulun çatısına, arkadaşlarının yanına gidip kondu.Bağırışlar, çağırışlar…

“beni de yanınıza alın” diyemedim.Tek başıma yaşamam gereken bir dönem vardı önümde.Sustum.Uçarken, ardından baktım sadece.kanatları geniş,açılınca bedeninin ikiye katlayan heybetine özendim.Özgürlüğüne,hovardalığına…Çatıdaki sohbetine.Pencerenin dışından, haneye bakabilmesine.

Şimdi gece.Kimsecikler yok.Uzaktan okey taşlarının sesi geliyor.İlk kez duyuyorum bu şehirde.Balkonlardan birinden geldiği belli.Ne çok pencere,ne çok balkon var karşımda…Okey oynamayalı kaç yıl oldu acaba?Ya bilardo?..Kahveye gitmeyeli , aylak aylak gezip, yarını düşünmeyeli…

Çok olmuş, endişelerim başlayalı.Nereye koşturuyoruz acaba.

- Ressam mı? Diye sordu annem.
- Değil.Aylakmış; öyle diyor.

Yeniden sardım bu romana, sarıldım.Okuyalım bakalım; yeniden ve tekrar tekrar, hiç bıkmadan…

17 Haziran 2013 Pazartesi

Ya Şimdi


31 Mayıs 2013

Bu tarihten sonra doğan bebeklere “Direnç” adı mı konur sence ?

Büyük ihtimalle

Peki kız bebek olursa?

Olsun, yine Direnç olabilir.Senin adın farklı mı sanki.Kız/erkek ne fark eder?

Sonunda “ç” olsun ama,işleri kolaylaşır.Zira emir kipinde bir isimle yaşamak zor.

Belki onlar için zorlanacakları bir ülke olmaz gelecekte

Öyle bir ülke var mı ki? Yirmi yıl sonrayı düşünebiliyor musun?Ne olacağını kimse kestiremez.

Yirmi yıl önceyi biliyorum ama. Bugünlere gelineceği apaçık ortadaydı. Bunu bağırdıysak da sesimizi duyan olmadı.

Belki yeterince bağırmadınız 

Yeterince! Bunun ölçüsü nedir ki.

……

İnsanlık bencil, insanlık aç gözlü. Acımasız. Kendi canı yandığında bağırıyor ancak. Biri ayağına bastığında, elinden oyuncağı alındığında. Karnı tok, sırtı pek ise sesi çıkmıyor.Olmayan parayı harcıyor, borçlandırılıyor.Ama mutlu, ama her şeyi var.Ülkesinde bulamadığı bir şey var mı?Eksiksiz!

İnsanlık elbet bir gün gelecek patlayacak. Elbet bu dünyaya sığmayacak kadar dolup taşacak. Bir gün mutasyona uğrayıp, bencil olmamayı öğrenecek. Her şeye yeni baştan başlayacak.Tek bir çatı altında, devletsiz, her şeyin paylaşıldığı, paranın anılmadığı uzak zamanlarda, yoğurdunu üfleyerek yiyecek.

Çok mu hayalperestim; kim bilir? Bir şeyi istiyorsan önce hayal etmelisin !

Paylaşarak büyüdüm; yar yanağından gayrı her şeyi…Belki ondan.İlkokulda kalemimi, lisede kitaplarımı, kampüste saflarımı. Sonrasında ekmeğimi.Bencil olmayı bilemedim.Belki de bu yüzden bir ütopyayı isteyebildim hep.Olabilirliğine inandım.Bir yerlerde, bir düş ülke olduğuna inandım.

Yeterince bağırdım mı peki ?
….

Bunu görebilecek bir nesle katkıda bulunup, bir çocuk getirir miyim bu dünyaya; adını da “Direnç” koyar mıyım; şüpheli. Çocuğumun o düş ülkede büyüyeceğini bilsem; evet.Benim gibi olacağını, en azıyla mutlu olabileceğini, kendi türünü inkar edip bencil olmayacağını…Hayır, bu mümkün olmayacak.Yakın gelecek için endişeliyim.Belki bir otuz yıl daha yaşar mıyım;kim bilir.Çürüyoruz için için.Bir tane yaşamımız var.Bırakalım, alfabenin son harfine kadar adlandırsınlar kuşakları.Artık kendim için yapacaklarım var.Belki de ilk defa bencilim.İlk defa kendim için bağırıyorum. Her şeye rağmen,dönüşmeyeceğimden emin,bu kuşağın yanında duruyorum.Adları her neyse ne!Önümdeki otuz yıl boyunca;  baskısında yaşadığımız otuz yılın panzehirini içime çekebilmek için belki, onların yanındayım.

..ve şunu da biliyorum ki artık;dünyayı güzellik falan kurtarmayacak ve bir insanı sevmekle hiç bir şey başlamayacak.

4 Haziran 2013 Salı

KOKKOREÇÇ


Nasırlı elleriyle dörde böldüğü ekmeği ızgaranın üzerinde bastırıyordu tüm gücüyle..Kokusu sarmıştı üzerimizi;dumanı ise her yere dağılmıştı.Soğuktan kızaran burnumuzu ve kulaklarımızı tek atkıya sığdırmaya çalışıyorduk sanki;donmuştuk..!Gecenin soğuğu,mevsimin kışı..Yağmurun  ıslaklığı..Hepsi bir araya gelmişti.Bira  sonrası açlığımız da üşümemizi  tetiklemişti  silahın horozunu  çekerek büyük bir gürültü ile..
Izgaranın sıcağı,az sonra doyuracağımız karnımız ve eve gidip sıcacık bir uyku düşüncesiydi içimizi ısıtan.Gözlerimizi  dikmiş;karşımızdaki iki sarışın hatunun diyaloğuna kulak kabartmıştık meraklı gözlerle ;
....
-Bildiğin bağırsak işte ..!

 -Sen hiç bağırsak gördün mü peki ?

-Yoo..Sen?”

-hayırrr”

Sarmış sarmalamış ;dizmiş bir şişe geçirmiş; "tak-tuk-tak..!” hababam kesiyordu amca..Osman Amca .Adını  anmışlardı arabanın önünde yarım ekmeği dişleyen gençler..

“Yine sevgilerini  bolca  katmışsın  Osman Amca ekmeğin içine..!”

Duman artıyor;kızarmış ekmek kokusu tam gaz midemizi harekete geçiriyordu.

“Osman Amca bize de sevgilerini göstersen..!”

-İki  çok acılı ,bir normal ..Hazır abla;ayran?

Bir de ayran içsek ayrı mı düşerdik ki seninle;henüz bir araya bile gelememişken..
Ekmek arası  mutluluklarımızla karnımız tok;caddeyi geçiyoruz sonra..Bir gürültü;çarpışan ,iki araç;alsana bodozloma bir trafik kazası ..

"Sarhoş musun kardeşiimmm!”

..Herkes koşturmaya başlıyor kaza yerine doğru;aralarında koşan adam Mirkelam ;bir yandan şarkı söylüyor..

“Kokkoreççç..Sensiz olmazzz..Kokkoreçç..koko koko..”

Adı üzerinde "eski"


Nihayet üçüncü denememizden sonra geçen Cumartesi akşamı bizim arkadaşlarla buluşup canlı müzik dinlemeye gidebildik.Üç denemede de herkesin bir mazereti ,geçerli bir sebebi vardı haklı olarak..Yaş ilerledikçe zaten,iş-güç,hayat dertleri vs..derken bir bakmışsın eskiden keyif aldığın şeyleri artık her istediğinde yapamıyorsun..Kısıtlı olarak;ara sıra yapabiliyorsun..Zaten insanın da enerjisi kalmıyor eskisi gibi..Saatlerce ,duyma bozukluğuna yol açabilecek bir risk taşıyan mekanlarda oturamıyor..ya da ayakta da duramıyor;yoruluyor insan..Bel ağrıları,şişmiş bacaklarla eve dönülüyor..

Ama geçen Cumartesi akşamı inat ettim.Uzun süredir Cumartesi ütülerinden,DVD-internet-kitap üçlüsünden,erkenden koltukta uyuyup kalma maceralarından sıkıldığımdan muhtemelen;bu canlı performansı izlemek istedim .Dar bir alan,bir müzik grubu,kulağımın pasını silecek  bir repertuvar..ve bira..
Girişteki  bodyli guardın gruptan sadece bana   kimlik sormasıyla ve de o dar alanda oturacak yer bulamamızla başlamıştı enerjimizi orada bırakıp evimize döneceğimiz gecemiz..itirazsız otuz yaş üzeri kimliğimi çıkarıp gösterdim dövmeli,geniş omuzlu bodyguarda..Utandı mı ,hayır,bilakis “ha ha ha !” kahkaları ile arkadaşlar zaten beni orada un ufak etmişlerdi..Başıma her zaman gelen bir şey olduğu için bu yaş ve kimlik sorgulaması;onlar da sanki bunu bekliyor gibiydiler apartta..Bu sorgulama  beni onore mi etmeli,yoksa sinir mi etmeliydi  bilemedim.. 'Yaşını göstermiyorsun 'gibi bir avuntuyla mı karşılamalıydım bunu yoksa  ..Artık neyi nasıl karşılamam gerektiğini ben de bilmiyordum..Sahneye dogru bodozlama girdim içeriye bizimkileri beklemeden...

Buraları artık bizlere göre fazla hareketli,halimiz kalmamış  of pof nidaları arasında eğlenmeye çabalıyordum;repertuvarı sıkı olan grubu da beğenmiştim ayrıca..Solist  hatun bir yandan rakısını yudumluyor;bir yandan “budur bunun ilacı” diyordu elinde kadehi bizlere kaldırarak.."Madem ilaçtı da yıllarca içildikçe nasıl eritti bunca insanı?” diyesi geliyor insanın ama,orada söylenir mi bu?..Sahneye iki bira istiyor grup elemanları mikrofondan..Bu isteği duyan  masadaki doktor arkadaş,tüm hafta yaptıgı ameliyatların stresinden ezilmiş halde bağırıyor sahneye dogru; "Görev başında içilir mi ayıp!Bak biz içiyor muyuz?”..Grup elemanları duymasa da bu çığlığı arka masamızdan kahkahalar yükseliyor..Eğlenceye devam..Çok değil,yedi-sekiz yıl önce geldiğimiz mekanlar,aynı kalıpta gençler,müzik grupları.renkler aynı-siyah,gri-..Müziklere bir-iki yeni parça eklenmiş..Ama kendimizi oraya ait hissedemeden eğleniyoruz..Yan masanın;”belli bunlar gençken yaşayamadıklarını şimdi yaşamaya çalışan orta yaş grubu” bakışlarından kurtulmaya çalışıyoruz..Oysa çok değil bizim de geçmişimiz..Beş yıl sonra onlar da bizlerin yoluna girecekler..Pek sallamıyorum bu düşünceleri,aklımdan geçiyor;oysa ben eğlenmeye gelmiştim..Niye ki bunca düşünce..Evet,"shuld I stay shuld I go”..biz kaldık,eğleniyoruz iste..Coşturuyor grup,yan flüt olması güzel grupta,solistin sahnesi de güzel,fonda rakı,kızılından..

Derken arkamdan birisi -dürtüyor mu denir-omzuma dokunuyor..Beyaz saçlı,gözlüklü bir adam.."benim hatun size emanet,ben bir tuvalete gidecegim..” hı?hatun kim,sen kimsin? "Peki” diyorum..Hatun  oturmus arka masanın yanındaki yüksek tabureye sırıtıyor..Hafif bir gülümsemeyle selamlıyorum,arkamı dönüp zıplamaya devam..
“teşekkürler..” geri gelen adamın sesi kulagımın yanından geçiyor bir süre sonra..Adam ısrarlı,bizim ekibe dahil olacaklar..Akran gördü bizi..Yine sırıtıyorum, "rica ederim..”

Sonra biraları geliyor arkadaki çiftin;masamıza konuyor biralar..Bir kaynaşma anı..Ben bir yandan müziği kaçırmamaya çalışırken,bir yandan durmadan konusmaya çalısan çift arkamda..

Bize emanet edilen hatunun sesi çıkıyor bu konusma arasında.. “siz siz olun kırkınızdan sonra facebooka girmeyin..Yirmiüç yıl sonra tekrar buldum başbelamı”..diyor..Facebooka nasıl girdik şimdi ben en son Nirvana  dinliyordum sahnede kızıl hatundan.. "Peki “ diyorum..Zaten ben kırkıma gelene kadar facebook un kapagını kapatıp rafa kaldırırlar çoktan..Off sonra adam başlıyor “ben buldum onu yirmiüç  yıl sonra,girin girin facebook iyidir..”..

Sırıtan bir suratla tamam diyorum abiler,ablalar..gitme vaktidir..Zaten gecenin dibi gelmiş..Rakı sulanmış,bizim bacaklar şişmiş..Neyimize gerek bu yaştan sonra rock barlarda,canlı performanslarda..Otur evinde ütünü yap,Eurovision izle değil mi!..

Kırkımı aşmaktan korktum o gece..yaşlanıp yalnız kalmaktan..Ondört yıl öncemi düşünüp geride bıraktığım sevgililerim var mıydı acaba diye. O iki insan kadar yalnız kalıp;geri dönüp,eskiyi yeni yapar mıyım diye..Kimbilir hikayeleri neydi..Eminim anlatırlardı bize biraz daha kalsaydık orada..Merak etmedim,dinlemek istemedim. Herşey yaşında güzel sanırım..Tadında güzel. "Eski” de kalması güzel belki de..

Adı üzerinde “eski”



//2009



Günaydın Lordum


...sonra kedi, yavrularını tek tek taşıdı hazırladığım yuvaya. Dört  yavruyu tek tek, on beş dakikalık aralarla yuvaya taşıdı. Her birinin güvende olduğunu kontrol ederek ve gözlerime bakarak; “evet sana güveniyorum” der gibiydi..Dört yavru yuvaya güven içinde yerleşmişti o sabah..

-Siz yazar mısınız hanfendi ?

- hayır, değilim..

Günlerdir takipte olan garson sonunda beni bahçenin en uzak masasında kıstırmış, o  soruyu sormuştu bir cesaretle. "Yazar mısınız ?” .Yazarım;çok güzel kurgular, hayallerimi çok güzel okuturum istesem..Ama yapmıyorum.Şu elimdeki küçük not defterine kim bilir neler yazıyorum değil mi?Asla kimsenin okuyamayacağı  ve sizin hep merak edeceğiniz şeyler garson bey.Hakkımda bileceğiniz tek şey ; sabahları bir poğaça ve iki bardak şekersiz çay  ile kahvaltı yaptığım olacak..
Aslında, anlatsam garsona; öykümü,içimdekileri,dört yıl önceki  kediyi,dün geceyi,Lordumu,şatosunu..İçimdekileri şuracıkta döküversem..Orucu bozulur mu_Sorduğuna pişman olur mu; yazar mıyım,yazmaz mıyım ..Bilmem ki ; denemeden  bilinmez..

En azından o, cesaret gösterip bana sordu ; merak, kötü bir şey mi,iyi mi bilmiyorum bazen.Ama bu masumca bir merakın sonucu bile olsa; sorgulanmayı sevmiyorum..
.
.Poğaçanın iç kısmındaki kaşar peyniri kediyle paylaşıldı.Zaten kediyi de o yüzden anlatmaya başlamıştım size; gözlerime  bakan genç kedi yüzünden..

Ona da başka bir sabah devam ederim Lordum..Pelerinime sarındım şimdi; birazdan karşıdaki tepenin yamacından uygun bir rüzgar bulunca kendimi bırakacağım size doğru.Birkaç güne kalmaz yanınızda olurum;zira uzun bir yolculuk olacak Kuzey rüzgarlarının peşi sıra.

Perdelerinizi açıyorum ; siz de uyanın artık Lordum.Bakın herkes günü karşılıyor bir şekilde;
Günaydın kedi,

Günaydın  bay garson

...günaydın Lordum ..

Güneş buluta girdi


Teninin değdiği her yerim yanarken, sırtını bana yaslamış, mışıl mışıl uyuyordu.Elim, kaburgasının üzerinde, sımsıkı sarıldım.Kendini bana doğru itti,sırtını göğsüme yasladı, sımsıcaktı.Bir gece önceki koşuşturmadan yorulmuştuk.Helikopterlerin takip ışığıyla aydınlattığı gaz bulutları hala üzerimizdeydi sanki.Kollarım yanıyordu.Gözlerim şiş.Kaç gecenin uykusuzluğu.Tatlı bir yorgunluk.Gün ağarıyordu.Uyuyamadım.Ona baktım;uyurken,dişlerini gıcırdatırken,çıplak tenindeki yaralarını sayarken…Sanki günlerdir direnen güçlü kişi o değildi.Teslim olmuş,tüm masumiyetiyle uyuyordu.Teninin değdiği yer acıdı yine,umursamadım.Ayaklarını aradı ayaklarım;üşümüştü.Yine sarıldım,uyandırmaktan korkarak.Bilmediğim bir kokusu vardı, tertemiz.Gözlerimi kapattım.Kulağımda bağıra çağıra söylediğimiz marşlar çınladı.Koşarken beni bırakmayan eli, şimdi yine elimi tutuyordu.Koluma sarıldı sımsıkı, elimi öptü.Uyuyamadım;
Heyecandan, sevgimden,mutluluktan..Sadece sarıldım, kulağından öptüm.Yarın yan yana olamayacağımızı bilerek, o anda zamanı durdurmayı isteyerek sarıldım ona.Direncimizi sevdim,özgürlüğümüzü.Derin bir uykuya, el ele dalmak istedim onunla.Uyanmamak, uyansak da ayrılmamak.
Sabah olmuştu.Elini sımsıkı tutup, tek bir dilek diledim.Bunca kayıp zamanı, bu yaşımızın olgunluğuyla telafi edebilir miydik.Bir önemi var mıydı ki bunun.Geçmişin, geleceğin..Şuan yan yanaydık.Gerisi, ötesi, berisi...Onu hep sevmiştim zaten, sevecektim.
Yüzünü bana döndü. Uykulu gözleriyle gözlerime baktı. O haliyle bile gülümsüyordu. “ uyu biraz” dedi. “ çok yoruldun” .
Gözlerimi kapattım. Koluna sarıldım. Uzun bir hayat yoktu belki önümüzde bizi bekleyen ama, onun oralarda bir yerlerde olduğunu bilmek bana güven verecekti her zaman. “ Duyuyor musun?” dedi. "Yağmur başladı”.Sanki, üzerimizdeki tüm zehir yıkamak ister gibiydi..
Çıplaktık, tenimizin yangısıyla çırılçıplak. Nice direnişlerden yorgun, tek vücut olduk o sabah. Bir pencere açıldı sonra, yağmur içeriye kadar geldi. O doğusuna, ben batıma;usulca  yelken açtık uzaklara.Vedalaşmadık.