10 Mayıs 2015 Pazar

gaklamayınız artık kargalar, ne dediğinizi anlıyorum haberiniz olsun !

Fonda çalan Let it be mi kafamı karıştıran yoksa boğazımın hafiften ağrımaya başlaması mı bilemedim.İkisi de endişe verici ;)

İki karganın sohbetinin ortasına uyandım bu  sabah.Yukarıda Efe onlara back vokal yaparken, umurlarında değil; vır vır konusup durdular..Tam penceremin önünde balkonda oh ne rahat buldular tabii sandalye masa, çiçekler..Çay da mı ikram etseydim diye düşünmedim değil..Ama rüyama yansımaları hiç hoş değildi..Onlar orada sohbet ederlerken bilincimin altlarında,uyku halindeki beynimde pencerenin camı kırıldı ve o kargalardan birisi kafasını içeriye soktu.Dehşet içinde kendimi geriye çektim.İçeriye hamle yaptıgı sırada da kafası boyundan kesildi ve içeriye düştü.Aman Tanrım! Odasın ortasında kesik bir karga kafasıyla kalakaldım öylece..
Balkonun yanındaki ağaca yaptıkları yuvayı korumak içindi karşıma geçip çemkirmeleri tamam ama ben onlara bir şey yapmadım ki..Aksine severim kendilerini ve en zeki hayvanlar olduklarını düşünürüm..İnsanlara yakın bir zeka ve içgüdü;hatta bazı insanlardan daha bile zeki..

Uğur,uğursuzluk,vs..böyle şeylere de takılmadığımı bilmelerini isterim aslında.Gördüğüm bu rüyayı kime anlatsam şimdi aman tüüü uğursuz hayvanlar diyeceklerdir..Hiç öyle hissetmiyorum,hissetmediğim gibi, kargaları her platformda korumuş ve onların arkasında durmuşluğum da vardır ayrıca ..

Belki duyarlar beni, internet bağlantıları da vardır , hacker lıkta üstlerine yok zira; girmişlerdir bir kanaldan facebook vs..takılıyorlardır varsan baksan..

O yüzdendir ki sabah sabah bu  mesajım sizedir kargalar ;sizi seviyorum, gelin beraber kahvaltı yapalım, kahve içelim,sohbet edip ne olacak bu dünyanın hali diye etüd edelim meseleleri..Ama kesik kafalarınızla odama dalıp beni korkutmayınız rica edeceğim sabah sabah..Hem de bir Pazar sabahı zaten sendromlar kapıda bekliyorken 16:00-21:00 arası..

Neyse, henüz vaktim varmış..Şimdi gidip sevdiğim bir arkadaşımla kahve içip, uzun süredir ziyaret etmediğim Bornova sokaklarında biraz turlama vaktidir..Güneş balkonuma gelmeden, hazır radyo da yayını kesmişken;kalk Jeliza Hanım, serin bir su kürüyle kendine gel bakalım;seni bugün neler bekliyor..

My name is Luka...Çook eskilere gittin be Joy Fm..Ergen günlerimiz aklımda :)) platonik aşklarımız..

Karanfiller susuz kalmış;oysa söz vermiştim onlara bakacağıma..Neyse ki açmış hepsi,miss gibi kokuyorlar..Onları bir de kocaman bir tenekeye ektim mi bolca toprakla, başka bir isteğim yoktur hayatta..

3 Mayıs 2015 Pazar

iso miso hakgetire; ne kadar aydınlık bir gece ;her şey dolunay yüzünden olsa gerek

kısa bir akşam yürüyüşünden sonra dönüp dolaşıp geleceğim yer balkon..Eh  melisa kokuları arasında balkonda çay iyi gider; demlendi;yanımda içilmeyi bekliyor.Bu balkon sefaları iyi hoş da çevredeki gürültüyü ne yapabileceğimi bir türlü bilemiyorum.Karşı apartmanlardan gelen çocuk ağlamalarından tutun da , kavga eden karı-kocalara, horlayanlara, televizyonun sesini köklemiş dizi izleyenlere kadar herkesi çok şükür duyabiliyorum.Akustiği sağlam bir balkonum var; beklerim efenim...

Hatırlarım; geçen sene bugünlerde karşı apartmanın bağrından kopan Ankaranın bağları eşliğinde Star Wars izlemek için mücadele veriyordum.Neyse ki bu sene o amca yok oralarda, balkonu sessiz..Yakında butik düğünler de başlar; ip hizasında ampuller gerilir ağaçtan ağaca...Plastik sandalyeler kamyonetin arkasından indirilip meydana istiflenir gündüzden..Anlarım ki arka parkta var bir düğün; neyse ki en fazla gece yarısı bitiriyorlar, izin o kadar..ilk düğün acemiliğime gelmişti de balkondan fotograf video falan çekip izlemiştim..Ama çok sürmedi sahilde uzun bir yürüyüşe bıraktım kendimi sonrasında..Düğün dernek, gelsin bakalım yaz mevsimi..

Öyle işte, insan balkonda otur otur  ne yapar ki;neyse ki bu internet var da bloglara,boş word sayfalarına iç dökebiliyorum.Aslında odaya gidip Masumiyet Müzesi'ni okumaya devam etmek gibi bir isteğim de var ama ..hava o kadar güzel, Mayıs o kadar huzur verici ki..Hoş, dolunay da  her an bir enerji patlamasına hazır ol der gibi tepemde..Ona hiç bakmıyorum o yüzden, zaten henüz bu tarafa gelmedi, daha geç vakitte gelir, ertesi güne dek de batmaz kolay kolay.

Belki de insanlar Dolunay yüzünden bu kadar gergin, bu kadar huzursuzlar..Çekim gücü, dünyadaki okyanusları bile etkilerken küçücük insanı nasıl etkilemesin ki..

Orhan Pamuk'un edebiyatı bir süredir dolunaydan daha fazla etkiliyor beni itiraf etmeliyim..Mevlüt gittiğinde çok üzüldüm;onsuz bir gün geçsin, düşünemezdim.İstanbul sokaklarında gezdim onunla geceleri boza satarken yanındaydım..Babasıyla yoğurt sattıkları günlerde o gecekonduda onları bekledim..O en çok Rayiha yı sevdi..bu kadar dürüst adam kaldı mı dünyada;kimbilir..Kemal onun aksine hiç güven telkin etmedi bende ya..Bakalım güzel başladık şimdilik uzun bir yol var önümüzde..Yakındır , Çukurcuma'da kapısına kadar gidip, kapalı oldugu için ziyaret edemediğimiz müzeye gidecegimiz günler.Sadece azıcık sabır ve buzzz gibi bir kan gerekli yaklaşan sıcak yaz günlerinde bana.

Buz gibi derken; kırılmayacak kadar kalın bir buzdan kastım.Bunun için de sağlam kışlar geçirmiş olmak gerek değil mi ; ankara ankara  güzel ankara..seni görmek ister her bahtı kara diyerek iki dakikadır öten şu sirenin neyin nesi olduğunu anlamaya çalışıyorum...

..ve işte ardından klarnet sesi eşliğinde soğumuş çayımı bitirmeye çalışıyorum ki kalkıp yenisini doldurayım..ve daha yenisini, en yeni cümlelerle blog sezonumu da açmış olayım...hayırlısı :)


2 Mayıs 2015 Cumartesi

"April is a cruel" time dediysek de haklıydık

"April is a cruel time " diye diye iki yıl geçmiş gidiyor üzerinden.Nisan'ın zalimliği yedi yıl kadar sürdü; lanet bozulmaya başladı ki; hissettirdi kendini.Yeni.Sadece yeni olan her şey hayatıma dahil olabilir artık.Eskide kalanlarla yüzleşildi, toprakları ziyaret edildi, yeni kanlar akıtılıp, kurbanlar verildi.Dönüşü olmadığı bilinen bu patika artık denizlere çıktı sayılır; az kaldı.Ha gayret, azıcık daha itersek sandali, sudayız...

James Stewart dürbünüyle penceremden içeriye baksa beni cinayetle suçlar mıydı acaba..Ya da yalnızlığında boğulmuş biri için 112 yi arar mıydı alelacele..Belki de dans ayakkabıları ile ne kadar acemi yürüdüğümü görerek; 3.kattaki pencerede tombul hatun olarak beni işaret ederek katıla katıla gülerdi...Bacağındaki alçıyı umursamadan, filmin sonunda diğer bacağının da kırılacagını aklına bile getirmeden..

Uzun zaman oldu film izleyemiyorum.O kanepe aynı yerinde,HDMI kablosu arasıra cızırdasa da aynı hatta döşeli.DVD player,TV,Harici disk hepsi aynı düzende duruyor.Yaz geliyor; belki serin yaz geceleri melisa kokuları eşliğindeki yürüyüşlerden vakit ayırabilirim filmlere; bakalım.Önce şu Game of Thrones derdini halletmeli.Ağırdan alıyorum bu sefer.Geçen sene bugünlerde  dört sezonu da koştur koştur izleyip sezon finalini yakalayıp, bir yığın spoiler ı da yedikten  sonra ; piç olmuş diziyle yazın ortasında kalakalmıştım öylece...Eylül'de başlar nasılsa diye umarken bir baktım ki Nisan'daymış yeni sezon.O yüzdendir ki yavaş yavaş, sindire sindire izlemeli diyorum...Hayal kırıklıkları yaşamaktan korktuğumu da alçak sesle söylemek zorundayım burada ; ya büyü bozulduysa !

Olabilir..Büyü bozulur, yeniden büyülenilir, tekrar bozulur, kara büyü, lanet sürer yıllarca; kadifeye dokunamazsın..Mavi kadife perdenin arkasından gelen bariton sesin kime ait olduğunu düşünür durursun.Bilinç tuhaf bir şekilde akar ve gider,tutamazsın.Belki de tutmaya bile çalışmazsın.Düşündüklerini çok da ciddiye almadan; en ciddi iş görüşmesinin ortasında kahkahayı patlatıverirsin.

Zalim Nisan bu sefer son düzlükte güzel geldi.Mayıs candır, sıcaktır,doğduğum aydır,her ne kadar sıkıntısını sinemaya uyarlamış olsalar da gönlümü ferahlatmıştır.

Şimdi, fonda dönen Celal İnce  plağının arka yüzünü dinlemek için kalkmam gerek.Yazacak milyonlarca sözcük var ama gidip unutulmayan tangolar dinlemek niyetindeyim.

Deep Purple, bir daha böyle parçalar yapamayacak olman ne kadar acı..