15 Eylül 2014 Pazartesi

açelyalar hep hatırlatır seni bana...

Açelya gözümün içine bakıyor günlerdir , "artık şu yerimi sabitlesen" der gibi.Halbuki bütün bunlar onun iyiliği, hayatta kalması için.Fazla güneşten koruyorum onu , fazla rüzgardan, serinden...suyunu ölçülü veriyorum.İkindi vaktinin güneşinden korunsun diye arka balkona alıyorum camın kenarına.Fesleğenle sohbet edebilsin diye.E tabii kafayı üşüttüğümü düşünüyor normal olarak.Bir açelya bir fesleğenle nasıl konuşsun..Peki ya bir Açelya nasıl konuşsun; bırakın fesleğenle konuşmasını..ha fesleğen konusur o ayrı; çenesi düşüktür ...ama yine de çok çabuk kurur gider.Bu seferki yaşayacak gibi duruyor.Geride üç tane fesleğen leşim olduğu için bunu alırken çok tereddüt yaşadım aslında.Beceremiyorum fesleğeni korumayı, ona bakmayı; kuruyup gidiyor iki günde.Belki de konuşsaydım onlarla gitmezlerdi...Eh çiçeklerle de konuşmaya başlarsam artık...Sırada eve kedi almak var ama yok canım henüz o kadar yalnız değilim şükür...

nihayet arka odayı kullanıma açabildim.Bir yıl önce hazırladıysam da bu odayı kışları en soguk nokta, yazları da en yüksek sıcaklıkta olmasından dolayı aktif olarak kullanamadım.Son iki gündür pek mesudum burada.Camım açık ve dışarıda misss gibi bir Eylül gecesi var.

Uzun bir bisiklet turu yapıp geldim bir kaç saat önce.On iki yaşımın masumluğu ve şimdiki yaşımın tüm sancılarıyla ortak bir nokta bulup sürdük bisikleti.Rüzgara - hızımız arttıkça oluşan rüzgara-karşı , yüzümde hissederek, pedala her basışımda hiç bir şey düşünmeden, tüm sıkıntıları vücudumdaki ter ile atarak dışarıya...sakin ve sakin.

sabah güzel olacak.Peki ya siz? iyi olacak mısınız.

ben galiba iyiyim artık.Narkozun etkisi geçiyor yavaştan, ağrılarımı hissetmeye başladım.Acısı sonradan çıkar  diyenlerin ne kadar haklı olduğunu anlıyorum ; diyecek bir şey yok.Ama iyiyim iyiyim.

Uyku esintiyle girdi içeriye.Uyumalı mı ..Ya bir fincan kahve?

en kısa zamanda demişti ya du bakalım.Belki rastlaşırız ben pedalları çevirirken o da gitarının pedalına basıyor olur o anda...

kimbilir.





14 Eylül 2014 Pazar

minör tonlarda buluşmak umuduyla...

Zamanının geldiğini nasıl oluyor da anlıyorsunuz...Kendiliğinden bitişinden; artık çaba harcamaktan yorgun düştüğünüzü hissetiğinizden belki...Bitiyor işte; "bitti " diyor bir ses içinizden.Bunun sonu da böyleymiş, her şeyin bir sonu olduğu gibi.

Kimi zaman üzüyor bu sizi, kimi zaman anlamıyorsunuz bile ne olduğunu..Ama çoğu zaman yara izi bırakıyor içinizde bir yerlerde; dönüp baktığınızda kanatmamayı öğrenerek yaranın üzerinden geçip gidiyorsunuz.Orada olduğunu biliyorsunuz ; sadece hatırlamamayı öğreniyorsunuz...Yokmuş , hiç olmamış gibi düşünerek, davranarak yolunuza devam ediyorsunuz.
 .....

Yeni bir enerji gerektiğinde artık,  gökyüzüne bakıyorum.Geçip giden uçakları umursamadan, yeni çıkan Ay'a bakarak "yaşıyoruz çok şükür " der gibi ama teselli etmeden kendimi; Pollyannacılık -hiç- oynamadan , güzel şeyler düşünüyorum..Uzaklarda gitarıyla neşelenen bir adam, kadife sesiyle müziği içinizde  hissettiren bir kadın.Nasılsa kesişmeyecek yollarımızda bir an yaratmak için bir kaç nota gönderiyorum o boşluğa..." Elbet bir gün minör tonlarda buluşur, kaçırdığımız tüm anlara üzülmeden, tadını çıkarırız  yakalanan o güzel ritmin"  diyerek sadece yazabiliyorum şimdilik...

Okuma kısmını ise Hakan Bıçakçı'ya bırakıyorum; rüyalara, uykuya ve sonrasında koyu bir kahveyle ayılacağım taptaze bir güne...

8 Eylül 2014 Pazartesi

siz yine de kapı aralığındaki boşluklara dikkat ediniz..

..kalmış sekiz durak..

Yağmur dinmese keşke de biraz ıslansam yürürken..Böyle romantik yapsam akşam akşam, sarılmış yağmur altında ıslanan salak sevgililere baksam...koşuşturanlara, sulara batıp çıkanlara.Sonra da "napıyorum ben yürü kızım kafan mı güzel, git evine kurut saçını başını" diyerek kendime gelsem.Ama henüz sekiz durağım daha var; kapat gözlerini, içinden bir dilek tut; olana kadar bekle.Gözlerini açtığında sabah olmuş tekrar aynı koltukta ters yöne gidiyor olacaksın; şaşırma !


sol kulağımda kontrbas sesi, sağ kulağımda ,yanımda oturan yaşlı teyzenin çıkardığı tuhaf  ses :

"ayva mı onlar , kış olacak olacak hııı! "

"ayvayı yedik zaten teyze; kışa gerek yok" demek istediysem de korku filmi efekti gibi çıkan sesini duymazdan geldim; konu ayva olsa bile.
...
taş gibi olmuşum; ha güzellik, sıkılık, dirilik anlamında değil;  benimkisi yaşadıklarımdan öğrendiklerimden sonra olanlardan.Hatta belki de hala öğrenemeyip aynı  duygusal hallerde havalara bakarken kafamı dolap kapaklarına çarpa çarpa sertleşen kafamdan.Aptal oldu çocuk; durun vurmayın kafasına ! Baksanıza hala saçmalıyor; apır sapır cümleler kuruyor artık; dengesi mi bozuldu ne!

Cumartesi akşamına kadar kaskatıydım.Kabızlık diyebilirsiniz, sertleşmiş bir kafa derisi..ne denirse densin umurumda olmadığı içindir ki; duygularımı körelten onca şeyden sonra benden bir sensitive   " ten" beklemeyiniz...çok entelim aynı zamanda; türkçede nasıl derler ; hımmm yumuşak  mı ; yok soft olmaz buraya; sensitive iyi geldi; hassas kalpler için...

işin geyiği bir yana;

Uzun zamandır ilk kez; bir gülümseyişle duygularım olduğunun farkına vardım.Hiç beklemediğim bir anda; plansız, öylece çıktı geldi karşıma.

Olduğu gibi kabul etmeli ; fazla bir şey beklemeden, tadını çıkarmaya bakmalı yaşanan anların evet, ama ; Cumartesi Cumartesi olalı  tek umudum; bana yepyeni bir enerji veren bu gülümseyişin bir çift gamze olmasıdır yanağımda ...

ve sonuna geldik; onbeşinci durak...