25 Temmuz 2014 Cuma

o mağaradan hiç çıkmayacaktık Jon Snow !

Hiç kimse birbirini kırmak istemiyor çok şükür..Ne güzel bir dünya oldu burası; herkes birbirine saygılı, sevgili…sevgi kelebekleri uçuşuyor başımızın üzerinde..

“benim için önemlisin; seni üzmek istemiyorum” …

 “ …ama sorun sende değil  bende, umarım beni affedersin...buraya kadar ..”

Okudukları romanlardan etkileniyor ya da çok fazla film izleyip, repliklerden nem kapıyor bu insanlar desem; yok hiç sanmıyorum. Hatta "keşke" ve "nerdeee" dediğim bir nokta bu. Nereden öğreniyor insanlar birbirini böylesine kandırmayı.ya da sonradan öğrenim midir tüm bu özellikleri insan denilen yaratığın…yok yok, DNA da var bir yamukluk.

Güvensizliğimiz, paranoya sınırına dayanmış korkularımız…"Ya  öyle olursa" endişelerimiz.."Amaan artık yoruldum salla gitsin bana ne …" haline gelmiş tahammüllerimiz.

Çok mu zor  artık bir adım atmak birine doğru. Aslında hiç sahip olmadığın naifliğin artık zerresinin bile kalmadığını farkederek dönüşümün endişesini yaşamak.Gerçekten neye dönüştüğünü anlayabildiğin vakit ise; her şeyin kontrolden çıktığı o an a denk gelir dikkat ! 

Dikkat etmeliyim evet; kendimden çok duvarın gözcülerine güvenerek belki de...



19 Temmuz 2014 Cumartesi

Günaydın, günaydıııınn..

....

Sabah enerjiyle uyanan insanlara hayranım. Hep onlar gibi olmak istemişimdir. Gözlerini açtıkları andan itibaren  gülümsemeye  başlarlar. Sabah sporlarını yapıp her şeyiyle dört dörtlük bir kahvaltıdan sonra-taze sıkılmış portakal suyu ve omletli falan-,varsa işlerine giderler ki bu insanların iş hayatlarındaki detaylara hiiiç girmeyeceğim. Düzenleri obsesyon mertebesine ulaşmıştır. Her türlü düzensizlik onların çığırdan çıkmasına yeter de artar bile. Günü nasıl bitirirler, evlerine aynı enerjiyle mi dönerler bilemiyorum.

 “Bir gün denemeli” dediğim anda  pilimin nereye kadar yeteceğinden emin olamadığımdan belki de  denemem başlamadan biter. Düzenli bir işi olmayan ayrı bir grup insanlar ise; düzenli işi olanlardan daha derli toplu, tertipli, dakik ve zamanı yöneten özelliktedirler; ki onlar, kendilerine her zaman yapacak bir iş bulur,zamanı doğru yönetir  –zamanı yönetebilmek ulu Tanrım!- bunu keyifle ve dikkatle yapar, sonunda başarıyla da bitirirler…

Hangi tipteyim, tipin burada bir önemi var mıdır? İşkolik, alkolik,zapkolik, melankolik…ha bir de kolik var ki; yeni doğanların canına okur o ağrı da ağlayarak dertlerini anlatabilirler ancak .

Galiba henüz afyonum patlamadı; o yüzden  tüm bu yazdığım ıvır zıvırlar. Afyon patlaması da ayrıca aklımı kurcalayan bir durumdur. Bir kitapta okumuştum; gerçekten ama gerçekten hatırlayamıyorum hangi kitaptı, romandı? Belki birinin bloğunda falan da okumuş olabilirim. Ama İhsan Oktay Anar ‘ın romanlarından birinde okuduğumdan şüpheleniyorum; ki sonu oraya çıkacak gibi geliyor bana. Eskiden çok eskiden; üç aylara-ya da Ramazan’da- girildiğinde ki zaten içki yasağı cabası; keşler, afyonları  paketleyip, ucuna da ip bağlayıp boğazlarından midelerine doğru sarkıtırlarmış…Gün içinde de canları istediğinde ipin ucunu çekip afyon paketinin mideye dağılmasını sağlarlarmış. mış.mış..sonrası kafa güzelliği, serin bir gün  işte..

Böyle bir şeydi.Bu bilgiye nereden sahip oldum, gerçekten böyle bir şey var mıymış, birilerinin hayal gücü mü yoksa ben kendim bizzat mı uyduruyorum bu hikayeyi bilemiyorum. Ama o kadar yaratıcı bir hayal gücüm olduğunu sanmıyorum. Bu bilginin kaynağı İhsan Oktay Anar’a dayanabileceği gibi; Dr.House dan da şüphelenmiyor değilim hani..

Ayfon patlaması yaşamam gereken şu Temmuz günlerinde yine bir gitme isteği; bırakma, yeniden başlama, yeni bir şeyler keşfetme …ne kadar çabuk tüketilirse o kadar az kalıntı bırakır ömür dediğin şey; fazla bekletmemek lazım.


Aslında başka şeylerden bahsetmek için  başlamıştım  yazmaya ; nerelere gelmişiz…Çok açıldık; kıyıya dönme vaktidir..

16 Temmuz 2014 Çarşamba

snow is falling from the sky in the middle of july ,sun was shining in my eyes again last night ....

“geçen sene bu zamanlar “ dediğinizde  artık; sakin, huzurlu ve  anımsamaya  korkmayacağınız  günler geldiğinde aklınıza; tamam diyorsunuz; döngü tamamlandı.

Döne döne geçen yarım bir sonbahar, ardından gelen  kış; bu seferki daha hafif, eğlenceli, zaman zaman ağır depresif ama en güzeli karsız, buzsuz  bir kış.. Nisan’ın zalimliği ardından işte hep sürprizlerle dolu Haziran ve sıfırlanan geri sayım… Yeni olan her şey şimdi başlıyor; bunlar ısınma turlarıydı dediğin anda alışman gereken bir çok değişim gelmiş dayanmış kapına haberin yok. Kapının çalınmasıyla irkildiğinde anlayacaksın belki bu değişimlerin önemini . Umarım geç kalmazsın.

Şimdi, sıcak ve atıl bir yaz geçmekte üzerimizden. Serin köşelerde  “yaz  aslında yokmuş, hava sıcak değilmiş, bunların hepsi Matrix miş” gibi yapıp zamanın geçmesini, Eylül’ün ve insanların şehre geri gelmesini bekliyorsun. Halbuki farkında değilsin ilgi ve şefkatten çok, suya ihtiyacı olduğunun arka balkondaki kel sardunyanın…Toparlanması gereken çalışma masanın, okunması gereken kitaplarının, ara sokakta sana eşlik eden siyah yavru kedinin,  döne döne plak çalarda şarkı söyleyen Sting’in ;  sana ihtiyaçları olduğunun…Tamam kabul, Sting burada abartı oldu ama olsun; seviyorum adamın sesini J

Al makineni atla git bakalım demiryolları seni nereye götürecek; bir Pazar günü olabilir sabah erkenden. Serinliğin fotoğrafını çekebilirsin belki; belki Pazar sabahı erken ya da geç  kalkmanın kendi iradende olduğunu  görüp iyi hissedersin kendini kim bilir. Ama önce artık bu döngünün tamamlandığını, değişimlerin başlayacağını bir kez daha durup düşünmen gerek vizöründen  bakarak, kafayı serinleterek, çemberi ortasından kesip doğru haline getirerek.

 Yıllar var; şu çember  olayından bir kurtulamadık gitti buarada…İçinde miyiz, dışında mıyız, teğet miyiz neresindeyiz diye sorgulayarak geçti gidiyor ömür  neredeyse. Neresinde olduğumuz kimin umurunda ki; o çember kırılmadıktan sonra…