14 Şubat 2014 Cuma

şoförle konuşmak tehlikeli ve yasaktır !



-        --   Dün bu yol çok kalabalıktı Pazar kuruluyormuş ondanmış

-        -- Çarşamba, evet buranın pazarı olur.Abi sen yabancısın galiba buraya

-        --   Belçika’da yaşıyorum ben doktora  yapıyorum

-         --  Doktor musun abi

-         --  Yok, yani sanat doktorası yapıyorum.

-         -- Sanat?

-        --   İşte, resim, görsel sanatlar üzerine falan…Yakında bitiyor döneceğim ülkeye

-         -- Abi ben de ekonomist olayım diyordum lise çağlarımda;kendimi belediyede şoför olarak buldum.İşte, insan nereden nereye..

-         -- Öyle, biraz sabır gerekiyor, çok çalışmak, kendine güvenmek

--     Abi sabır desen bizde var kaç saat bu trafikte gitmek kolay mı sanıyon sen.Çok çalışmak desen; kaç saat mesaimiz var bilsen…Kendime de güvenirim alimallah, altından kalkamayacağım iş yoktur..İşte, bir ekonomist olsaydım bu ülkede…
…….
         

--   Doktor abim sen hangi durakta inecektin , geçtik mi 


…………………


Eskiden müzik dinlerdim yol boyu, kulağımda kulaklık olurdu.Sonra tehlikesiyle karşılaşıp, kulak sağlığımın sıkıntıya girdiğini anlayınca bıraktım bu alışkanlığı.Buyrun işte; açık kulakla-ki bunlar kepçe tipindelerse hele- her şeyi duyuyorsunuz istemeseniz de.

Çevremde olan bitene kayıtsız kalarak yürümek istiyorum yollarda.Kaldırımda yürürken, otobüste, Rayban’a ( bazıları ona İzban diyor),iskelede,vapurda…Ne bileyim, insanın olduğu her yerde kulaklarımı tıkayıp öyle yürümek istiyorum...İki sevgilinin kavgasını, bir ölüm haberini, yüksek sesle yapılan telefon görüşmelerini duymak istemiyorum. Kırmızı ışıkta beklerken,bir türlü  izleyememiş olduğum bir filmin sonunu öğrenmek istemiyorum örneğin.

Ama ne mümkün…

12 Şubat 2014 Çarşamba

çivi çiviyi sökse bari



..yazacağım;
Yanımdaki boşlukta volta atarak yüksek sesle telefonda konuşan hatun bir izin verirse aklımdakileri toparlamama. Başlayacağım.

İnsanların borçlanarak ne kadar mutlu olduğuna şahit olunca kafam iyice karışıyor; olmayan parayı harcadıklarında..

Çok düşünmemeye çalışsam da hatun hala susmadığı için…Kulak misafiri olmak istemesem de kulaklarımdan aklımın içine uygulanan bu darbe ve yüksek volume; düşünmemi engelliyor.

…Neyse, gitti.
 ..........

Evet, külliyen her şey gitti, hatun da  aklımdakiler de yazmaya  ayırdığım bir avuç vakit de.

Hah  işte!

10 Şubat 2014 Pazartesi

bir davlumbazla konuşmanın nelere iyi geleceğini bilemezsiniz




Mutfak bangosuyla davlumbaz arasında sıkışıp kaldığım günlerden biriydi.Yıldız tornovida yardımıyla vida sökme işini bitirmek üzereydim ki; neden orada boynum bükülmüş, tek elimle kocaman davlumbazı taşımak zorunda olduğumu durdum düşündüm.Bazen durmak iyi oluyor;düşünmek için, üşüdüğünü anlamak; üzerine bir hırka almayı akıl edecek kadar soğuktan zaman kazanmak için;durmak iyi oluyor bazen.

İşte durduğum o anda davlumbazla göz göze geldik.Kendisini bir vidanın ucundan sarkıtmış,kollarıma bırakmak üzere; “sana güvenebilir miyim” der gibi bakıyordu.Ben ise; “seninle ne işim var burada, neden vidalarını söküyorum ki senin” der gibiydim.Der gibiydik; zira bunları gerçekten deseydik; o vidaların kimin kafasından sökülmüş olduğu gerçeğiyle yüz yüze gelecektik.

Yüzleşmek gereksiz artık bir çok şeyle. Davlumbaz beni anladı, ben onu güvenle kucaklayıp, bir süre beklettikten sonra yerine yerleştirdim tekrar. Hasar görmedi, kalbi kırılmadı. Şimdi sanırım püfür püfür çalışıyordur hala; bilemiyorum.Uzun zaman olmuş, yıllar geçmiş gibi geliyor bu konuşmanın, bakışmanın üzerinde.

Şimdi ne zaman bir davlumbaz görsem; o bangodaki sıkışıklığım gelir aklıma.Düğmesine basılıp, püfürdediği andan itibaren de “tamam, vidalarını sökmeye gelmedim, rahat ol” demek gelir içimden.

Çayımı alıp mutfaktan çıkarken yine göz göze geliriz kısa bir an. Ama artık her şey geride, o sıkışıklık arasında kalmış gitmiştir yıllar öncesinde.

5 Şubat 2014 Çarşamba

kimdi giden, kimdi kalan...



Artık gökyüzünde iz bırakarak giden  uçaklara bakmıyorum. Gidenlerin ardından el sallamıyorum.Vedaları sevmediğimi söylediğimde bana hak veren kaç kişi gördüm şimdiye kadar;çok az.Gereksiz uğurlamalar,veda sözleri,gözyaşları…Kimse gideni düşünmez; boğazdaki düğümler görünmez, son birkaç sözcük kaybolur gider telaş içinde yutkunarak.

Kal sağlıcakla der kapatırsın belki telefonu ya da “gelmek ister misin” derken gittiğin yere davet ederken, veda vaktini öteleyeceğini sanırsın bir çaylak gibi.Sanki bu işleri bilmiyormuş, vedaların ertelenmeyeceğini öğrenmemiş gibi…
Sonra da o uçağın varıp varmadığını, düşüp düşmediğini, kaçta nerede olacağını falanı filanı merak eder durursun gün boyu.Gereksiz endişelerini bir kenara bırakıp, veda öncesinde geçen keyifli birkaç saati düşünmek gelir sonra aklına. Sohbetini ne kadar özlediğini, bir daha kim bilir ne zaman onu dinleyebileceğini düşünürsün. Sonrasında zaman geçer gider, gün biter, aradaki saat farkları katlanarak çoğalır ve uçaklar kaçıncı seferinde olduklarını unutana dek uçar giderler gökyüzünde…

Sen hala yılların nasıl uçup  gitmiş olduğunu düşünür durursun yerçekiminin her zaman kazandığı bu evrende.Yeni bir bing bang beklersin belki, yeni bir dünya,yeni bir evren.Küçücük bir patlama,kırılma ya da bir çatlak bulmaya çalışırsın şansın varsa belki bulursun hatta…Forforlu çubuklar gibi ortasından kırarak ışıl ışıl yaparsın her yeri; kırmızı,sarı,yeşil…Lamba yanar, yaşlı birisi geçmeye çalışır geçitten;kadın mı erkek mi bilemezsin;,  hiçbir zaman yüzü görünmez.Merak eder durursun..Bir dahaki kırılmaya kadar, bir dahaki ışığa kadar , aldığın fosforla yetinir gidersin;bir dahaki uzuun tatile kadar.

Bir sıcaklık içinde, o çocuksu bakışlarını kaybetmemiş, gülen gözlere bir kez daha bakmak istersin veda vakti gelmeden önce; hemen önce.Ama sevmezsin vedaları; sana anlatırken gezdiği yerleri, gözlerinin içine bakarsın ; öyle hatırlamak için ertesi gün düşündüğünde, “haydi yarın görüşürüz” der gibi ayrılırsın sonra ,pazarlık bile yapmadan kendini taksinin birine atarsın…Pazarlık :) yapamadan belki de.Gidememekten korkarak, adımını atmışken , beklemeden.

Vardığında soğuk çökmüştür şehre, ama yine de en soğuğu değildir anlatılanların yanında.Gülümseyerek uykuya bırakırsın kendini, fondaki müzik umurunda değildir artık;yazdıkların,okudukların…geçen yıllara hayıflanırsın azıcık, uzaklarda olanlara söylenirsin çok uzakta oldukları için…işte, sonrası iyilik güzelliktir yine.Eski eskidir, adı üzerinde;yeni yapmaya çalışmazsın hiçbir zaman;onu olduğu gibi yıllarca koruduğun için kendine teşekkür eder, olmayan başucu lambanı söndürüp , ertesi günkü mide ağrını düşünerek uykuya dalar gidersin;rüyanda göreceğin talcidleri hiç hesaba katmadan hem de…