28 Kasım 2015 Cumartesi

weekendlerimizin değerini bilelim

Daha önce hafta sonlarım bu kadar değerli miydi; bilmiyorum.

 Sahip olduklarını elinde tutamadığını anladığında sanırım asıl üzüntüyü ve kaybetmişliği yaşıyor insan.Elindeyken, sahipken ve gerçekten tadını çıkarıyorken birden "yok" denmesi ..
Varlığı bile anlayamamış, kabul edememişken; yokluğa bir anlam yüklemeniz isteniyor sizden.. Zor tabii, yok olduğuna inanmak.

Hafta sonlarım da böyle oldu; artık yoklar.Pazar günlerim çoğunlukla uykuda ve serin deniz kenarında rutin yürüyüşlerde kaybolmuş gidiyor uzun zamandır.Cumartesilerim zaten çoktan beri yoktular..Bir ara sanki var gibi oldular; sonrası kontrolden çıkmış bir halde; harala gürele derken şimdi bu saatte, körfezin iyice içine kapattığı bir kıyı şehrinde,saçma sapan bir konteynerda yaz babam yaz..Kafayı uçurmadan az önceki ruh hali içinde ,soğumuş kalmış fincanımdaki çaya üzgün gözlerle bakıyorum.

Sıcak,sucuklu yumurtalı  bir kahvaltı için ne kadar süre daha bu psikolojiyi taşımak gerekir bilmiyorum.Sabretmem gereken ikinci bir dönem bu hayatımda.En son sabrımın ardından yedi yıllık bir dilim kaybolup gitmiş hayatımdan.Bir yedi yıla daha hazır mıyım; kaybetmeye? ..Yola kaybetmek üzere çıkmadım hiç bir zaman evet; ama ya kazanamazsam kaygısı..Hep içinde insanın; bir şüphe; kendine güvensizlikten çok.

gidenlerin ardından yola bakma durağındayız.Kriz yönetimini iyi yapıyorum hayatımda ancak; keşke krize gelene kadar riski de yönetebilsem..Onu da öğreneceğim sanırım bu yaş itibariyle.

Green Grass..Tom Waits den sonra Gibelle nin sesi çok çok naif ve huzur verici.Kulaklıklar da olmasa; nasıl yaratılır bu sessizlik yağmurlu bir Cumartesi sabahında; hiç bilmiyorum.

şimdilik rölantide gitme vakti..Etliye sütlüye dokunmadan; insanların hırs ve egolarına bulaşmadan,serin kanlılığımı bozmadan..

22 Kasım 2015 Pazar

Bende tarçın sende Ihlamur kokusu, az mı dolaştık başkentin sokaklarında ...

Yılları adımlayıp geçtim Kızılay'dan Tunalı'ya doğru.Sonbahar , hakkını veriyordu caddelerdeki sapsarı yapraklarıyla.Adliye'den Ulus'a doğru yürüyemedim belki ; Barış Bıçakçı'ya eşlik edip ama kısa da olsa  o adımları atmak iyi geldi; içimi ısıttı..Kabanımı,buzda kaymayan botlarımı, sıcak şaraplarımı, Sıhhıye'de beklediğim kampüs servislerini..En çok da bere ve atkımı..Özlemişim.Sokaklar aynıydı, ana caddelerde biraz daha fazla araç, biraz daha fazla kırmızı ışık.Startı bekleyen gergin sürücüler..Umurumda değildi.Yürüdüm..

.. hiç bir şey düşünmeden, hiç bir sorgulama yapmadan, adımlarımın tadını çıkardım.Ağaçlardan yağmur damlaları gibi süzülen yaprakları, o tuhaf sonbahar renklerini,şehrin keşmekeşliğini, yıllar gittikçe ne kadar kötüye doğru gittiğini..vs..vs..durup izledim.Her kestirme yolu, her parkı, her bankı aynıydı, aynı ses tonuyla ama biraz daha yorgun seslendi bana;

"ben seni hiç unutmadım.."

Ayrılıklar nerede başlar?

Sıkıldığınızda  sevdiğinizden; "hadi benden bu kadar" diyerek önünüzdeki-en az-otuz yılı geçirebileceğiniz başka saç renkleri mi ararsınız.

Verilmiş tüm sözlerinizi unutup " hadi benden bu kadar " diyerek yine ; istemediğiniz bir hayat yaşadığınıza ancak yedi yıl sonra mı basar kafanız?

İnsan değişir elbet; canı yanar, can yakar bilmeden belki..Yaraları olur; tutulmamış sözleri, ulaştığı hedefleri, hayalleri..Kazandığı bol bol paraları..
Değişim şart, Değişim ilk öğrendiğimiz şey; Kafka'dan öğrenmiş olmamız bizim şanssızlığımız, o ayrı.

Telafisi güç  bir ruh haliyle geldiğimiz şu yaşlar ;

"başımıza gelen bütün bu şeyler dünyada olmamaktan daha iyi "

diyerek avunduğumuz günlere gebe..Duvarlarımızı az da olsa aralayıp; bir süre daha bu dünyada idare ederiz gibi gelse de çok vaktimiz kalmadığı aşikar..

Kayıp zamanımızın izinden gitmenin bir anlamı kaldı mı artık; pek emin değilim..Kaybolması muhtemel zamanı korumayı denemeli bu sefer; sorgulamadan, çok plan yapmadan, çok da tedbiri elden bırakmadan yine de ..

..yepyeni bir kırk yıl olmasa da önümüzde, otuz yıla pazarlık etmeye hazırım seninle hayat.

Zarları atıyorum; hafta sonu attığım adımların peşinden..


19 Kasım 2015 Perşembe

Siz hiç hayatınızı folyoladınız mı?


folyo,.Streç film diye yazıyor üzerinde paketin.Her kullanışımda ucunu kaçırıyorum, elime yapışıyor; bir kez daha kullanılmaz diyerek bir köşeye atasım geliyor ruloyu.

Yine öyle oldu.Koli bandı ve streççç film ile geçen bir hafta sonumun ardından eşyalar paketlenip depoya kaldırıldı.Depo konusunda eminim de; paketlenmiş olması konusunda pek bir fikrim yok..Tüm kitaplarım,plaklar,yün battaniyem ve benimle yaşamasını istediğim bilimum eşyam o depoda şuan.Koli koli..Bahara doğru açılmak üzere.

Baharda yine geliriz..Barış Bıçakcı ne güzel yazar; anlatır Ankara'yı; şehrin adını bile yazmadan..Anlarsınız, adliyenin önünden Ulus'a doğru yürüdüğünü öyküdeki kahramanın..Anlarsınız;şehir sizi anlamaz, siz anlarsınız onu..Yıllar önce anlatamadıklarınızla, boğazınızdaki düğümlerle bir hafta sonu gidersiniz sonra yepyeni bir yaşama adım atarken..Bırakmaz , paçanıza yapışır; tüm yarım kalmışlıklarıyla peşiniz sıra gelir hayat boyu .

Daha fazla kaçamazsınız..

Kaçmak saçma gelir artık size; zamanaşımı; zamanla birlikte her şeyi aşıp götürür önünüzden..Size sadece izlemek kalır karşısına geçip.Bir kez daha soluk aldığınıza şükredip, yaşınız kaç olursa olsun hayattan adığınız keyfin tadını çıkararak yepyeni cümlelerle başlarsınız yeniden yazmaya, okumaya, dinlemeye, sevmeye...Sorgulamadan hayatı, daha fazla bedel ödemeden, daha fazla üzülmeden..

Şimdi yeni her şey..Ankara bile..