28 Aralık 2013 Cumartesi

kombinasyon,kombinezon,kombi...yılın son günleri...




-       -   Diğer çöp bidonuna atsaydım daha az taşırdım bu çöp dolu torbayı
-        
          -   Cidden keşke oraya atsaydın, uzakmış burası

-        -   Neyse geldik artık...Bak şimdi bu torbayı atsam iki bidondan hangisine basket olur sence ?

-        -    Olur olur, yüzde elli şansın var zaten

-        -     Öyle mi diyorsun

-          Başka ne olabilir ki, ya basket olur ya olmaz

Yüzde elliye dahil olarak; çöp dolu torbanın, dip dibe duran  iki bidonun arasında oluşan o dar boşluğa isabet edeceğini tahmin edemezdim ki !

“ Benim hayatım aynen böyle işte ; iki bidon arasındaki o dar boşluğa atılan bir basket olasılığı”  

Sustuk. Birbirimize baktık mı hatırlamıyorum. Sessizliği bekledik bitsin diye; baktık bitmeyecek. Bari dedik ışığı kaçırmayalım.Bu Pazar ikindisinde;  teldeki kuşları, vapurdaki yabancıları, günün batımını…Belki dedik güzel karelerle fotoğraflarız, bir  olasılık.

Taa ki hafıza kartını evde unuttuğumuzu hatırlayana kadar, cadde boyu yürüdük, yürüdük, yürüdük sonra…

22 Aralık 2013 Pazar

...



Karşıda işte Ay,bakın,dinleyin  söylediklerini , hatta konuşun onunla.Çünkü az sonra; açılıp saçılacak milyonlarca tohumu dökeceğiz eteklerimizden, ucu bucağı görünmeyen şu topraklara.Sonrası muallakta bir bekleyiş; soğuk bir bekleme odasında, kapıyı  açıp  bekleyeceğiz yepyeni bir oğul vermeyi önümüzdeki çağlara.Ayışığına güvenip, güneşin har  ateşinden kaçarak sığındığımız gecelerde bir Ay şemsiyemiz olmayacak..Apaçık kalacak yüreğimiz ; birbirimize benzediğimizden belki; bizi kandıran,yüreğimizin açıklığı olacak ve tüm kalbimizle dürüstlüğümüz..
Size ulaşmak için çağırdığım balinaların sesleri  kısık bir süredir..Ama sırtları kambur ,beyaz karınlarıyla daha iyi sıçramaktalar şimdi büyüyen aya karşı.Ay büyüyor,sular çekiliyor,izleyeceğimiz yol daha iyi aydınlanıyor şimdi..Her cezirin  bir medi  olduğunu siz anlatmıştınız bana.İşte bu yüzdendir  Lordum; tüm bu bekleyişlerin sonunda yanacak günü selamlayacak olmamız.Henüz vaktimiz varken , henüz tam olarak herşeyin son-l-u  olduğuna inanmamışken.

21 Aralık 2013 Cumartesi

işte hayat yine akıp gidiyor



Saçıma, atkıma, üzerimdeki kabana sinen bir kömür kokusu var sabah sabah, şehrin üzerine de sinmiş. Günlerdir burnumda. Sanki suyun altına girsem simsiyah bir kir akıp gidecek vücudumdan. Kış şimdi, soğuk. Elbet gelip geçecektir, yine baharlar gelip içimizi ısıtacaktır. Kapalı yerde kaldığımıza küfredip kendimizi dışarıya atmaya çalışacağızdır. Başımıza gelmedi değil, bahar sendromları, kış uykuları, yaz rehavetleri.. Sonbaharın depresifliği…Mevsimlere mi atmalı topu acaba, ruh hallerimizin sebeplerini. Doğaya mı mal etmeli başarısızlıklarımızı, enerjimizin düşüklüğünü.. bilmem belki kolay olan budur; bahaneler.
.......
 
Vapura yetişmiş, hatta beş dakika beklemem gerektiği için turnikeden geçip banka oturmuştum. Günün yorgunluğu, az sonra izleyeceğim film, üzerine konuşulacaklar… Orada olma sebebim, ben kimim, neyim, yarın sabaha nasıl uyanacağım, bir an önce yatağıma yatıp uyusam… diye diye aklımdan geçenleri düşünmemeye çalışırken, yanıma oturan bayanın güvenlik görevlisiyle diyaloğu  girdi araya. Dahil olmak istemesem de , yanındaki kişinin şikayeti haklı yöndeyse, “ aa cidden  haklı ya, evet öyle olmalı” diye içinden geçiriyor insan. Sanırım bu sefer de böyle düşündüm onca aklımdan geçenin içinde. İstem dışı bir sohbet başladı aramızda. Sınıf öğretmeniymiş, öğrencileriyle buluşmaya gidiyormuş bir organizasyon için….Sohbetin nerede  başlayıp nerede biteceğini henüz kestirememiştim ki vapur geldi. Banklardan vapura kadar olan yürüyüş mesafesinde birden bire kendimi sinema sohbetinin içinde buldum. Aslında sinemaya çok ilgiliymiş. A tabii ben de bu arada fotoğraf atölyesine gittiğimden bahsetmiş olabilirim çok masumca. Hatun kısmı işte; konuşacak birini bulduk mu başlarız anlatmaya.

Oysa ben ne kadar ketum olduğumu bilirim -nadir dönemlerde çok konuşup bunaltsam da karşımdakileri; aslında pek sevmem konuşmayı - ancak; karşınızdaki anlık da olsa bir güven uyandırıyorsa sizde, çözülmeye yüz tutarsınız…

Vapurun koltuklarına oturduğumuzda konu Kieslowski’ye gelmişti. Bu ne hız, bu ne akıcı bir sohbet… “Ben fotoğrafçılıkla da çok uğraştım ama gönlümde sinema var” diye devam eden sohbetimiz, annesinin kaybına ve senaryo çalışmalarına  geldiğinde vapur iskeleye yanaşmıştı bile. Artık yollarımıza gitme vaktiydi. Telefonumu aldı, evlerimiz de yakınmış, belki arar, kim bilir…

Benden çok  şaşırdığı ve mutlu olduğu belliydi  böyle bir karşılaşmaya. Bir akşam vapurda, hiç tanımadığı biriyle böyle bir sohbet yapacağına inanamadı farkındayım. O hiç tanımadığı biri de ben çıktım işte; şans ...
Ben de inanamıyorum bazı şeylere aslında.. Yılın son dönemi bir tuhaf geçiyor zaten, 2013 biterayak bir gol daha atmazsa; şimdilik yırttım demektir. Araba almaya gelen genç bir edebiyat öğretmeniyle yaptığım Oğuz Atay  sohbeti ise apayrı bir şaşkınlık ifadesidir. O on beş dakikadan  cidden kısa bir film çıkardı ;) 

Hayat, biriktiriyorum seni, kahramanlarımı-şakacı olanları özellikle-, anlarımı, mekanlarımı… Birazcık daha izin ver bana; sana anlatacaklarım çığ gibi büyüyor içimde. Yeter ki ilham kaynaklarıma dokunmayasın, yeter ki beni sık boğaz etmeyesin…Anlaştık mı.

11 Aralık 2013 Çarşamba

La Boum 2




“Bir renk söyler misin bana” diye sordum.

“Mavi” dedi

sormaz olaydım…

…….

Bir kez daha patlar mıyım acaba. La Boum! Big Bang…Büyük patlama sonrası oluşan bu evren, dünya ve sayısını bilmediğimiz kadar çok gezegen, yıldız, güneş sistemi…Hiç birinin varlığına –ve yokluğuna- basmayan şu kafamı alıp yine gezmelere mi çıkarmalı bilmem ki.Ya da yine dolaba mı kapatmalı. Dışarısı soğuk, dağlara kar gelmiş diyorlar. Umarım daha yakına gelmez o pamuk gibi görünüp gözü kör eden beyazlık. Zamanında kapatmalıydım gözlerimi söz dinleyip.

Aralık Ayı bu sefer aralık kalmadan gelip geçiyor üzerimizden. Tüm ağırlığı ve yoğunluğuyla. İş mi, ha evet, iş yoğunluğu hep vardı hayatımda. Yıl sonu zor aylardan oluşur; yıl başı ise daha zordur. Beklenmeyen bir ağırlığı var bu sene Aralık’ın. Ama taşınmayacak kadar değil farkındayım.
Sancılı doğumlara denk geldim hep. Uğraş, didin dur; ama sonucunu alınca nasıl bir mutluluk, rahatlama…Spazmlar elbet çözülüyor, insan rahata erişiyor. Peki ya sonrası? Amaçsız kalmanın, rahatlamanın rehaveti ya da kendine gelip “neler olmuş burada” diyen şaşkınlığın. Durup da bir bakma anına geliniyor işte o noktada, şimdi ne olacak. Bir şey olacağı yok aslında, sadece beklentilerin seni telaşa sokuyor, önünü görememek korkutuyor. Oysa önün apaçık, sadece konsantrasyonunu bozma yeniden ucunu yakaladığın şu hayatına karşı.

 Kafamın içinde bir yığın var ama yığının içinde neler var, ne diyorlar, nasıl görünüyorlar hiç bilmiyorum. Galiba buna kafa karışıklığı deniyor; içinden çıkamadığımız.

Ey 2013 lütfen son düzlükte bir gol daha atmadan bana, çık git hayatımdan... “Tek yıllar hep canıma okumuştur ama ardından gelen çift yıllar hep güzel olmuştur” avuntusuyla  bekliyorum kapıdan çıkıp gitmeni. Vedaları hiç sevmem bilirsin,ama bu sefer, yepyeni bir yılı -tüm sadeliğiyle- kadrajıma alarak, güzelce uğurlayacağım seni…

Haberin ola!