14 Eylül 2015 Pazartesi

Peki o halde; afyon patlatalım kocaman bir fincan çay ile..


Bu sefer neresinden tutacağımı biliyorum bu hayatın.

Doğru bir zamanlama ve serin bir kan ile sanırım artık halledemeyeceğim bir şey kalmadı diye düşünürken hayatta; karşıma çıkan makro faktörleri görmezden gelmek en doğrusu belki de .Gerisi bir şekilde kendi kendini döndürüyor.

Aşktan uzak durmak.

Ölümün karşısındaki çaresizliği kabullenip önüne bakmak.

Bir gün "aa benim de duygularım  varmış" diye şaşırarak uyanmak

Bir saksı dolusu karanfili kurutmadan çiçek bakabilmek..

Kediyi üçüncü katın balkonundan düşürmeden sahiplenebilmek..

Partnerini delirtmeden dans etmeyi öğrenmek

Zor şeyler değil belki

..

yapabildim mi peki ; sanırım bu sorunun yanıtı "hayır" 

Daha iyilerini yapabilir miyim peki

sorunun yanıtını yaşamadan bilemeyeceğim bu sefer eminim.

....

Bir dönem daha kapanırken  hayatımda; arka planda akan bir fon var; pek farkında olmak istemesem de..Ülkenin ve dünyanın halleri..Faşizmin iki insan arasında başladığının farkına vardığımdan beri; gözüm kapalı olmasa da sırtım dönük bu dünya ve insanlık hallerine.Canımın yanmasından mı yoksa  birinin canını yakmaktan mı bu çekincem.. kim bilir; belki de bu insanlığı sevmiyorumdur..


Ne istediğimden çok, sanırım ne istemediğimi biliyorum bu yaşlarda.

..Pek yakında afyonu french pressler ve kahvelerle patlatabilmek  umuduyla; güzel bir gün olsun diyelim..





1 Eylül 2015 Salı

"Chiquitita, tell me what's wrong "

Yazmak için uygun günler.Kafayı toparlamanın-hatta dolaba kaldırıp-, biraz olsun dinlenip, belki biraz fotoğraf çekip, algıları açmanın da.. "neyiz ve nerelerdeyiz" diye sormanın da tam zamanıdır belki de.

Yaz dönemi yazmadan, okumadan hatta pek de yaşamadan geçmiş diyebilir miyiz; sıcaktan tüm enerjimizin yok olduğu, kan ter içinde uyandığımız sabaha karşılarda anlıyorduk belki de  yaşadığımızı..Sıcağın bunaltısıyla,tüm sevişmeleri başımızdan savdığımız bir yazdı ardımızda bıraktığımız.Nasıl geçip gittiğini bilemediğimiz; tüm fluluğuna rağmen çok net anılarla yüklü bir yaz.

Keskin geçişler genelde iyi mi gelmiştir bize yoksa keskinliği  bir avuntu olarak mı görürüz çoğu zaman bilemiyoruz.Ardında bırakıp henüz yaşayanları, henüz kangren olmamışken kesip atmak bir uzvu; hiç bir suçu yokken..Ödenen diyetler gibi bir bakıma; başka çare kalmadığı zamanlarda..Daha iyiyi istediğinde ve istediğini bildiğinde..Böyle saçma cümlelerle aylar sonra tekrar yazmaya kalktığında, bir paragrafı bile toparlayamazken,..dilin çoktan tutulmuş,lal olmuş, lavantalı mumların kokusunu düşünürken..

Tam bunları yazarken; başını kaldırıp  pencerenden geçen inek sürüsünü gördüğün andır "gerçek" olan.Gerisi tarih, geçmiş,gelecek..Çok da önemli değil hangi şehirde olduğun, kimlerle çalıştığın, kaç kişilik yatakta yattığın, yumurtayı nasıl yediğin..Kendini taşıyacağın bir sırtın olsun yeter;kambur olmadan , kendi kendine yük olmadan.

gerisi iyilik güzellik.Bir de Civan var; henüz yazmadığım, karayağız, bıçkın delikanlı henüz..Bir kez daha balkondan atlamazsa benimle bir ömür yaşamaya talip kendisi..

Eylül ! Senden pek umutlu değilim ancak; ardından Ekim'i taşıdığın için sana tüm bu itibarım.

demem o ki; sen yine de beni mahcup etme lütfen...