30 Ocak 2014 Perşembe

İpi kesmek istemezdim ama üzgün de değilim




Molarite,Moralite,Normalite..Aralarındaki benzemezlikleri düşünmekle geçip gitti  zaman.Oysa yapacak ne çok şey vardı hayatta..Hele de  bu sabaha ne kadar güzel uyanmıştım.İlk kez şişmeyen gözlerim,yüzümde izi kalmayan yastığım,susuzluktan kurumamış dudaklarımla..Giyinip evden çıkmam beş dakikamı bile almayacaktı.Gülümseyerek uyanmıştım güne;ilk kez çarpıntım yoktu,geç kalma telaşım,erteleme  isteğim..Gitmek istiyordum.Dört duvar arasında kalan sekiz saatime değil;maviye,yeşile ,hatta griye bile..Gitmek istiyordum..Oysa ne neşeliydim bu sabah!

Sayenizde oturdum kaldım kapı eşiğinde , ayaklarım hissiz..Sayenizde Moralitenin  yerini yeniden sorgulamaya  başladım  hayatımda.Molariteyle  ilgisizken tüm yoğunluğu hayatımın;normal olmaya çalışıyorum karşınızda bir süredir..Normalitenizi  anlamaya çalışarak..
Dudaklarınızdan dökülen kelimeleri duymuyorum;dinlemiyorum,duymak istemiyorum hatta.Siz, benim en güzel başlayan günümü gasp ederek;tüm mutluluk damarlarımı parça parça kestiniz..Kurtarabildiğim bir parça damarla devam edeceğim Moraliteme ;hatta az sonra atlayıp gideceğim paraşütümle..Bana başka çıkış yolu bırakmadınız ,bari  artık peşimi bırakın..Eşiğimi de kapatmayın lütfen öyle kocaman cüssenizle karşımda durup..

İp  kesildi haberiniz yok;yerçekimine karşı koyabilirseniz ne ala..Buyrun;serbest düşmeniz başladı..

aşağıda görüşürüz..

Yalnızlık Senfonisinin ikinci sonatıyla başlayan Perşembe .



Evettt.Şimdi- dönmeyelim de – bir düşünelim Komodo Ejderlerinin ne kadar tehlikeli hayvanlar  olduklarını düşündüğüm günleri..Çok değil ; evvel zaman içinde de değil, kalburun da saman içinde hiç olmadığını düşünürsem; bundan altı-yedi  ay öncesine kadar saf salak bir hatun olarak önüme çıkan-çıkarılan-şartlarla hareket ederek ; olan biteni anlamaya çalışırken, haydi dedim, vakit geçmesi gerek ; belgesellere merak saldım. İzle izle nereye kadar; zaman geçti, Mayıs geldi ,Haziran…Vakit  tamam dediler, haydi bakalım attaaya Abbas.

O zamandan beri Komodo Ejderleri’nin gözünü seveyim; hiç olmazsa ömür boyu karşıma çıkmayacak, içgüdüleriyle hareket eden hayvanlar diyerek teselli bulabilirim. Tamam, biraz zeki oldukları kesin ama doğal seleksiyon bu; ne kadar stratejik davransalar da sonuçta onlar hayvan. Varan türünden, ejder soyundan. Az daha evrimleşseler hatun  türünü yakalayacaklarmış. Zaten dişileri akıllı davranıp, erkeklerin de yumurtlayarak üremesini sağlamışlar zamanında. Böylece; o suyla çevrili adada soylarının nasıl tükenmediğini açıklayabilmişler insanlara..

Bu belgesele daha sonra sıkça rastladım televizyon izlediğim günlerde. Uzun boylu oturup izlemedim tekrar. Gözlerinden zeki olduğu belli olan bu  dev kertenkele türü beni oldukça rahatsız etmişti. Yıllar sonra baktığımda belki de “amaaan, taa dünyanın bir ucunda nerden çıkacak karşıma” diyerek bu saçma korkularıma gülüp geçeceğim. Ama bir süredir; şu “n” bilinmeyenli yeni- ama keyifli- hayatıma başladığımdan beri;  sıkça kendi kendime  kızım sen ne korkuyorsun ki Komodo  Ejderlerinden. Belki de karşına hiç çıkmayacak masum bir hayvan. Sen asıl çevrendeki Komodolardan kork ... diyerek şu tırsık durum için birazcık motivasyon sağlıyorum. 

Hı, bu arada “ Train spotting ” –böyle yazmak geldi içimden-  i tekrar izleyip; derinlerde Excalibur arayan bir çözümlemeyle karşılaşınca iyi ki Lynch filmi izlememişiz diyerek avuttum kendimi birden..Belki de bu hafta sonu bir film hafta sonu yapma vaktidir. Star Wars 4.bölüm  ile başlayıp, Komodosuz, ejder hatunlarsız , dertsiz tasasız ,  dinlenmiş olarak uyanacağım bir Pazar sabahının hayaliyle  …Bir Perşembe daha geçsin gitsin bakalım hayatımızdan.

11 Ocak 2014 Cumartesi

' 05 -Ekim // Pasaport



Yemin var mı abi?Yem bulamadım..vardı,bitmiş..

Bir erkek için uzun sayılabilecek ve karışık olan saçlarını adeta rüzgarda savurarak yanındaki balıkçıyı küçümser bir tavırla yanıtladı genç adam;
 "ben buradayım!” der gibi bağırarak konuşuyordu etrafındakilerle.. 
"ee zamanında tedbirini almazsan ..”
der gibi  dudaklarını da bükerek kükremesine devam etti..

-hazıra dağ dayanmaz tabii..Almazsan zamanında!Kıbrıs Şehitlerinde var işe,Katil Kemal’den git al!Capcanlı yem hem de..

Balıkçı şaşkın,iki adım geriye zıpladı genç adamın ayaklarına döktüğü suyun akışıyla..

-Abi o Kemal;katil mi ?Aman Abi!
......

Kendimi hiçbir yere sığdıramadığım o akşam Kordon boyu yürümüştüm.İlk sigaram çimlerin üzerinde bir bankta,ikinci sigaram yuvarlak masaları olan,kristal fincanlarda çay içilen “lüküs” sınıfından bir cafede içildi..Bu balıkçı da o kafenin yanındaki iki balık için bekleyen bir nev’i kumarbazlardan biriydi..Sesindeki kendisine güvenen-ama bir o kadar da tedirgin-tonunu korumayı biliyordu.

Önce olduğu yeri,denizden taşıdığı bir kova tuzlu su ile suladı bir güzelce..yandaki balıkçının ıslanan ayaklarına bakmadı bile;Katil Kemal’den bahsediyordu o anda yemlerden,canlı canlı..Sonra yandaki-diğer yanı benim oturduğum masamın yanında olan “yan” –masaya oturdu.Hem de kristal bardakta çay içilen cafenin garsonuna nescafe siparişi vererek.Yandaki balıkçının ,yoksulluğuna,yemsizliğine,şaşkınlığına bakmadan,aldırmadan.. 

Çayım henüz bitmedi..Yan masamdaki balıkçı olmaya çalışan adam hala bağırıyor ve buradaki keyif arası sıkıntımı azönce çalan telefonum böldü..

Beklediğim telefondu,gitme vaktiydi..

Balıkçıyı ve yanında gürültü yapan balıkçı taklidi amorf adamı oldukları yerde bırakıp az sonra kalkacağım masamdan..Faytonlar geçiyor arka yoldan,ben yazıya son ararken onlara bakamıyorum;içtiğim son sigaranın dumanı burnumdan çıkıyor..ve rüzgar,uçağa binip giden-geri gelen sıkıntılarımı usulca dağıtıyor bağırışlar,midyeciler ve de tekne düdükleri arasında..

“Katil Kemal”

Canlı yemci

Hem de katilmiş abi!

Balıkçı hala şaşkın;

“Yemin var mı abi..Benimkisi bitmiş..” diyor diğer oltalı adamlara,ben çay parasını öderken masaya gelen garsona..

‘05/Pasaport

3 Ocak 2014 Cuma

gevrek gevrek gülen bir sabah



Henüz afyonum patlamamışken bana “nasılsın kızım” dedi bu sabah.

Ne diyeceğimi şaşırdım. Nasıldım acaba; bunu hiç düşünmeden başlamıştım güne. 

Gevrekçi amca beni benden daha mı çok düşünüyordu acaba, yoksa refleks olarak mı sormuştu bu soruyu.

Gevrek ve tulum peynirini paket yaparken , sorduğu soruya hala yanıt vermediğimi farkettim. Düşündüm gerçi ;nasıl olduğumu “eh işte” diyebildim sadece..

“İyi olun evladım,gençsiniz..Bak güzel bir gün başlıyor, haydi kolay gele !” 

Paket elimde gittikçe ağırlaştı. İştahım kaçtı.Sabahın bu saatinde aklımdaki soru-n-ların hangi birini çözebilirdi ki bu amca…O yaşa gelince anlayabilirim dedim kendi kendime. Sonra  yol boyu ağaçların dalları sallandı.Kargalar gevrek gevrek gülerek başımın üzerinden uçup gittiler. 

Bense midemdeki afyonu patlatmak için dudağımın kenarından sarkan ipin ucunu çekmekle meşguldüm, amca para üstünü arkamdan yetiştirmeye çalışırken.

2 Ocak 2014 Perşembe

İlham, ilhami ve diğerlerinin kaderi ...

İçimde bir ilhami var; kimseler bilmez ki; sen hiç bilmezsin...İlhamın erkek versiyonu.İlhami çık dışarı diyordum bir süredir, sallamıyordu, görmezden geliyordu beni.Ne zaman ki sendeki ışığı, rengi, gölgeleri farketti; hemen geldi oturdu yanıbaşıma.Yaz bakalım...diye başladı konuşmaya...İşte o yüzden, içimdeki ilhamiyi dışarı çıkaran adam olarak tanımlıyorum seni artık ;) 

 .........



“Seninle her konuştuğum an, bana “ilham” olarak geri dönüyor” demiştin o sabah..Az sonra ayrılıp;sen doğuya,ben batıya doğru yola çıkacaktık..Tam ayrı yönlere..Zaten apayrı yönlerden gelmiştik bu noktaya..Uzun süredir orada duruyordun;farkındaydım,farkındaydın..Aramızdaki farkı da biliyorduk..Yanıtını ancak çok uzun cümlelerle verebileceğim sorular soruyordun bana..Anlatmaya başlarsam ,uzun bir yolculuğa çıkmamız gerekecekti seninle.O yüzden durdum.Tam ayrıldığımız noktada.Artık hayatlarımızın  farklı yönlere doğru gittiğini anlamıştık ikimiz de .Biliyorduk;bir daha birbirimizin yoluna çıkmayacaktık..Ama sen bana,ben sana ilham vermeye devam edecektik..Bir Haziran sabahında,yaza yüz tutmuş metinler yazdıracaktın  sen  bana , doğudan batıya..

Seviyordum cümlelerini,bana yakınlar,benden bahsediyorlardı sanki..Durup düşünüyordum çoğu kez;”benim için mi yazdı acaba?” diye..Sanmam..Kırılmış bu dalın artık rüzgarı bile affetmeye tahammülü yok çünkü..
Sanırım tüm bunları ikimiz de hakettik.Artık bununla yaşayacağız;sen doğuda ben batıda..Sen doğunun yasemen kokulu odalarında sevişeceksin kimonosundan sıyrılmış çekik gözlünle;ben sirtakisinde terleyen esmerimle;kanomda kürek çekerken..Yeterince uzaklaşınca birbirimizden;belki o zaman..Uzaklara efil efil esmenin tadını çıkaracağız..

“İyi ki o noktada durmuşuz” diye bir oh çekeceğiz içimizden..İstediğimiz sadece bir çay içimlik mola idi hayattan..Tam noktasında,şekersiz,demli bir çay..

Sonrası iyilik,güzellik işte..