bir süredir hayatın ne kadar boktan, ama gerçekten boktan olduğunu düşünüyordum.
Artık bu düşünceyi bıraktım.Yediğim duygusal kazıkların bileşkesi olarak deneyimlerim de bir işe yaramamış baktım ki..dedim kızım burada salak olan sensin..hah işte tam da bu noktada silkin ve kendine gel.Silkinmek bir yana, kıpırdayacak halde olmadığım halde - gibi saçma sapan bir cümleyle bu paragrafı bitir sen en iyisi !
Kafam allak bullak, Izban'da gidip geliyorum.Son altı aydır hayatımı bu raylar üzerine kurulmuş gibi hissediyorum.Sanki orada yaşıyorum, orada uyuyup uyanıyor, kitap okuyor, müzik dinliyor; tercih edilmemenin verdiği eziklikle salya sümük ağlayıp "hepsinin canı cehenneme" diye naralar atarak merdivenleri iniyor ve tekrar çıkıyorum.Sağlıksız bir ruh haliyle sabahları 7:30 dan itibaren -hem de oturarak- yaklaşık 35 dakika kadar İhsan Oktay Anar'ın hikayelerini okuyorum.Korku hikayeleri; öğrencilerin kanını emen kont drakula okul müdürü, bir imamın Tibet'e yolculuğu...dudağımın kenarında bir gülümsemeyle inilmesi gereken durağa gelindiğinde hep yarıda kalıyor..Tren hep gitse keşke hiç durmadan bir sonraki bir sonraki ve bir sonraki hikayeyi okuyup; yazarının dehasına bir kez daha aşık olsam..Artık tek aşık olacağım adam , hayranı olduğum bir yazar olsa.. Yaza yaza aşık olsam..Anca yaza aşık olurum desem..Yaz geçse, aşk bitse, silinse, silkinse, kendine gelse insan..Saçma!
Zırvalarını topla da git kızım bu sayfadan .Kim okur ki seni hatta kim okudu ki seni bu saate kadar.Git işte otur filmlerini izle evinde, ekranda bulduğun bir tavşan deliğine at kendini belki diğer kendini bulursun paralel evrenlerin birinde; mutlu mesut iki çocuk annesi bir öğretmen olarak..
kim bilir..
İyisi mi şimdi sen git güzel bir uyku çek.Sabah nasılsa alarmdan önce uyanıp yine trende çevirdiğin sayfalarda kaybolup gideceksin.Yine olan olacak, inilmesi gereken durağa geldiğinde kapıdaki düğmenin rengi yeşil olacak.
Düğmeye basıp da gidebilirsin artık.
