31 Mayıs 2013 Cuma

Emir Kipinde Bir İsimle Yaşamanın Zorluklarından Biri ya da Birkaçı


Yazma derdine tekrar nasıl bulaştım hiç bilmiyorum.Ne güzel son üç yıldır okurluk yapıyordum.Sanırım yine birileri-ya da bir şeyler-hayatımda kırılma noktaları oluşturdu.Farkında değilim.Geçen gece Polanski manzaralı evimin balkonunda otururken, baktım yazmaya başlamışım.Derdim neyse!İçimi boşaltmak tabii ki.Uzun süredir elime kalem bile almamıştım.Sanırım rahatlamak, anlatmak, ota-boka cümle kurmak bir dönem için iyi geliyor insana…Tıkanana kadar.Hoş, tıkandığım için değildi yazmayışım .Nedendi; bilmiyorum işte.Küstüm belki de.Canım sıkıldı, “ne diyorum ki ben” diye anlamadım kendimi.Okumak daha iyi geldi. Proust ile kayıp zamanın izine düşmek, İ.Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar’ını –İstanbul’da yaşarken-bir kez daha okumak, Auster’in uzaklara yazdıklarını,azimle yazılan mektupları okumak..vs..vs..Başkalarının yazdıklarını okumak daha keyifli.Bunun tadına varınca sanırm,yazacağım her şeyin anlamsız, yavan ve gereksiz olacağını düşündüm  kim bilir..Kimse bana yazma demedi,yaz da demedi.Sadece öyle bir “gün” yaşadım ki-demek ki gün o günmüş!-tüm içimdekileri oturup kağıda kustum tam anlamıyla. Buyrun, çenem böylece düştü işte ve en azından bugünler için bana iyi geleceğini bildiğim yazma sürecim tekrar başlamış oldu.
Yeni hayatımın (–n) inci günündeyim.Eski hayatımın sıfırlanmasını bekliyorum.(-n+1),(-n+2),(-n+3),.çok değil bu n sayısının değeri, sadece bilinmiyor.Ama bazı n sayıları vardır ki; daha en başta bilirsin aslında değerini ama yine de formülü uygulayarak sonuca ulaşmayı beklersin.Senden,çözüm istenir çünkü adım adım çözüme ulaşman.Burada da ulaşılacak bir sonuç var; hatta ne olduğu da biliniyor. n’in pek bir bilinmeyenliği yok anlayacağınız.Anladınız mı,önemli mi..ben bile ne dediğimi anlamazken!
Her neyse! Tüm bunları yazarken ve hayatım hiç olmadığı kadar net bir dönemden geçerken; masada,oturduğum yerde zıpladım.Tam anlamıyla zıpladım evet. Kuvvetli bir matkap sesiyle birlikte salonun duvarları sarsıldı. Bilgisayar masasının yanındaki duvarda-başımın sol üstüne denk geliyor-kocaman iki delik açıldı birden bire. Duvar patladı!  Birisi yan daireden, bizim eve doğru tünel açmaya çalışıyordu sanki. Ya da iki tane irice gözetleme deliği! Korktum tabii ki! Gürültü kesildiğinde,iri sıva parçaları pat! pat! masanın üzerine düştü. Sonra tekrar çalıştı matkap. Biranda elimde sıva parçasıyla karşı dairenin ziline basarken buldum kendimi.Ne olduğunu anlamıştım ancak,korkuyla karışık, sinirlerim de zıplayınca, kendime hakim olamadım sanırım.
“mal sahibi, mülk sahibi..Bir buçuk aydır bitmeyen tadilatınıza gıkımızı çıkarmadık ancak, bizim taraftan çıktınız bu sefer...Patlattınız sonunda duvarı, dayanamadı !”
Kapıyı ak sakallı-hem de en çemberinden-yaşlı ve küstah mı küstah bir amca açtı.Önce şortuma bir göz süzerek, yüzüme bile bakmadan ustaya seslendi. Hiç istifini bozmadan, “telafi ederiz hasarınızı,duvarlar inceymiş ne yapalım “ demez mi..
Usta beni öldürsene!Tutsana beni, adama saldırmayayım.O anda sakinleştim.Elimdeki sıva parçasını ustanın eline tutuşturup “ gel de şu deliklere bak usta” diyebildim.Yarın yine kapı kapıya çıkacağız dışarıya. LCD televizyonunu duvara asmaya çalışırken, komşusunun salonundan çıktı” internet haberlerine çıkar mıyız; karikatür gibi olduk yahu!Yıllardır okuduğum mizah dergilerinde görürdüm bu durumları, gülerdim.Yine güldüm, gerçi usta gittikten sonra-ustanın çözümü “abla tablo falan vardır sizde, sıvadıktan sonra üzerine assanız, aynı boyayı nasıl tutturcaz ki” şeklinde olunca- güldüm…Umarım ben bu şehirden gidip,(-n+n) inci gün gelene kadar sağlam bir İstanbul depremi olmaz.Bu incecik duvarlar altında ha bir de ölemezsek o zaman boku yedik demektir.Bu arada ne çok uçak geçti bu gece hava limanına doğru.Kim bilir nerelerden geliyorlar.Peki ya ben,uçağa binebilir miyim, sanırım bu konuyu biraz düşünüp etüd etmem gerekecek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder