Röntgenciliği, “Arka Pencere” filminde James Stewart’ın dürbünüyle karşı binaları dikizlerken öğrendim. Belki de farkında olmadan film izleme merakım o zamanlar
başladı.Şimdi oturup ne zaman karşı pencerelere baksam, birinden bir cinayet,
esrarengiz bir hareket, bir komplo teorisi bekler dururum.Kamerayı havadan
indirip, her filminde bir pencereden hanenin içine daldıran Hitchcock’ tan
başkası değildir bu kötü alışkanlığımın sebebi.Ama artık sadece bakıyorum; hayaller
kurmuyorum, yorumlar yapmıyorum.Işıkların renklerini bile ayırt etmek
istemiyorum.Başkalarının hayatı pek umurumda değil galiba artık.Sanırım ben de
onların pek umurunda değilimdir, kim bilir. “Acaba ne yazıyor her gece balkonda
oturup tek başına” diye düşündüklerini hiç sanmıyorum.“Kimsenin umursamadığı
X kuşağıyız, kabullenelim bunu artık ”diyen arkadaşıma hak verme zamanım çoktan
geldi de geçti bile.
Eskiden, çok eskiden beri tanıdığım ve sinema zevkine, bilgisine güvendiğim arkadaşımdan, bana bir tane film önermesini istedim geçenlerde. “12” dedi. Film, kitap vs.. önermeyi ve önerilmesini hiç sevmem aslında.Ama bilgisine ve zevkine güvendiğim böyle referans kişilerim var, onlardan ara sıra böyle faydalanabiliyorum. Sonucun garantisi beni rahatlatıyor açıkçası.Biraz zaman geçti üzerinden.Telefonumda mesaj olarak kaldı bir süre filmin adı.Sonra üzerine biraz kafa yormak istedim. “12” ile ilgili bildiğim filmleri düşündüm.. Gilliam’ın "Twelve Monkeys” i, Sidney Lumet’in “12 Angry Men” i ilk aklıma gelenler.Sonra Google a sordum.İnternet çok işe yarıyor, farkındayım..Evet, doğru tahmin, Sidney Lumet’in ’57 yapımı filminin yeni uyarlamasıymış.Daha doğrusu, tam bilgi, Reginald Rose ‘un aynı adlı oyunundan sinemaya ikinci kez uyarlanmış..
Eskiden, çok eskiden beri tanıdığım ve sinema zevkine, bilgisine güvendiğim arkadaşımdan, bana bir tane film önermesini istedim geçenlerde. “12” dedi. Film, kitap vs.. önermeyi ve önerilmesini hiç sevmem aslında.Ama bilgisine ve zevkine güvendiğim böyle referans kişilerim var, onlardan ara sıra böyle faydalanabiliyorum. Sonucun garantisi beni rahatlatıyor açıkçası.Biraz zaman geçti üzerinden.Telefonumda mesaj olarak kaldı bir süre filmin adı.Sonra üzerine biraz kafa yormak istedim. “12” ile ilgili bildiğim filmleri düşündüm.. Gilliam’ın "Twelve Monkeys” i, Sidney Lumet’in “12 Angry Men” i ilk aklıma gelenler.Sonra Google a sordum.İnternet çok işe yarıyor, farkındayım..Evet, doğru tahmin, Sidney Lumet’in ’57 yapımı filminin yeni uyarlamasıymış.Daha doğrusu, tam bilgi, Reginald Rose ‘un aynı adlı oyunundan sinemaya ikinci kez uyarlanmış..
’57 yapımı siyah-beyaz filmden babam bana heyecanla bahsettiğinde, henüz ortaokula yeni başlamıştım. Hitchcock filmlerini merakla
izleyip, korktuğum yaşlardı. Bu filmi de babamın anlattıklarından yola çıkarak
hayalimde canlandırmıştım yıllarca..On iki tane adam, konuşup duruyorlardı
hayalimde..Sonra, yıllar sonra, filmi TRT ‘nin tozlu arşivlerinden bulup
çıkardıkları bir gecede, izleme fırsatı buldum.Film bittiğinde hayallerim
çocuklukta kalmış, film tokat gibi yüzüme çarpmış,babam ise; ona fikirlerimi
bile söyleyemeden çok çok uzaklara gitmişti.
İtiraf etmeliyim ki ; “ amaaan neden yeniden çekmişler ki”
dedim ,demiştim. Orijinal filmin bendeki maneviyatı büyüktü malum. Henry Fonda’nın
muhteşem oyunculuğu..Etkileyici,şaşırtıcı bir filmdi.Şimdi yeni yetme bir
yönetmen neden böyle bir işe soyunmuştu ki derken; film elimde, perdeleri
kapatmış, izlemeye hazırlanırken buldum kendimi.Başı, sonu, ortası..Filmi
bilerek izlemek…"Sus bakalım” dedim kendime.Bu yeni bir film gibi
görünüyordu.Evet, bildiğim , ancak bir o kadar da yepyeni bir film.Tam
anlamıyla Rus işi.Gittikçe sertleşen ve çözüme geldiğinde sonunu bildiğim halde
heyecanla beklediğim bir film olup çıkmıştı karşıma.
“Gerçeği, günlük hayatın sıradan ayrıntılarında değil,
hayatın kendi özünde ara” B.Tosia
Açılış sekansından itibaren dikkat kesildim.Çok mu kahve içiyorum
bugünlerde belki de algım açıldı, zihnim apaçık geziyorum bir
süredir.Yönetmeni,müziği,başlangıcı derken..Yönetmen Nikita Mikhalkov. Güneş
Yanığı diye başka bir filmi varmış..Hiç de yeni yetme değilmiş, ’45 doğumlu adam..Utandım ön yargımdan..Bu yönetmeni takip etme zamanı gelmiş de geçmiş bile çoktan.
Tabii ki her sahneyi orijinaliyle karşılaştırmalı olarak izlemeye başladım. On
iki adamın, ilk filmdeki karşılıklarını bulmaya çabaladım. Bir tek Henry Fonda kalmış
oyuncu olarak aklımda.Kendinden emin,zeki,..Bir süre sonra bıraktım.Film öyle
bir akmaya başladı ki; yepyeni karakterler çıktı karşıma.Eskiyi bıraktım,
düşünmedim bile.Sadece konuyu sabitledim kafamda.İçi dopdolu bir filmdi bu
seferki.Mekan daha ferah, malzeme daha fazla, derdi daha derin olan bir
film.Karakterler ve sahneler arasındaki geçişler çok keskindi.Ortam, ilkinden
farklı olarak soğuktu.Rusya, buz gibi..Sorgulanacak bir çok konu, cinayetle birlikte masaya yatırılıyordu
film boyunca..Buradaki on iki adamın gerçekten de öfkeleri vardı içlerinde
patlamaya hazır.Şüpheyle izlemeye başladığım filmin final sahnesinde, kanepeye
gömülmüş,biten sigara paketine ağlayan gözlerle bakıyordum.
Bir saate kadar buluşup, gecemizi aydınlatacak bir filme
gideceğim arkadaşım aradı ben filmi sindirmeye çalışırken.Evden çıkmam
gerekmeseydi oturup orijinal filmi de izleyecektim hemen ardından.Perdeleri
açtım, günüm kararmak üzereydi ama evden çıkıp gecemi aydınlatma zamanı gelmiş
geçiyordu bile.Hızlı çekimlere taş çıkartan metronun kalabalığına bıraktım
kendimi, gittim,gittim,..ta ki zaman durana dek, yürüdüm.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder