21 Aralık 2013 Cumartesi

işte hayat yine akıp gidiyor



Saçıma, atkıma, üzerimdeki kabana sinen bir kömür kokusu var sabah sabah, şehrin üzerine de sinmiş. Günlerdir burnumda. Sanki suyun altına girsem simsiyah bir kir akıp gidecek vücudumdan. Kış şimdi, soğuk. Elbet gelip geçecektir, yine baharlar gelip içimizi ısıtacaktır. Kapalı yerde kaldığımıza küfredip kendimizi dışarıya atmaya çalışacağızdır. Başımıza gelmedi değil, bahar sendromları, kış uykuları, yaz rehavetleri.. Sonbaharın depresifliği…Mevsimlere mi atmalı topu acaba, ruh hallerimizin sebeplerini. Doğaya mı mal etmeli başarısızlıklarımızı, enerjimizin düşüklüğünü.. bilmem belki kolay olan budur; bahaneler.
.......
 
Vapura yetişmiş, hatta beş dakika beklemem gerektiği için turnikeden geçip banka oturmuştum. Günün yorgunluğu, az sonra izleyeceğim film, üzerine konuşulacaklar… Orada olma sebebim, ben kimim, neyim, yarın sabaha nasıl uyanacağım, bir an önce yatağıma yatıp uyusam… diye diye aklımdan geçenleri düşünmemeye çalışırken, yanıma oturan bayanın güvenlik görevlisiyle diyaloğu  girdi araya. Dahil olmak istemesem de , yanındaki kişinin şikayeti haklı yöndeyse, “ aa cidden  haklı ya, evet öyle olmalı” diye içinden geçiriyor insan. Sanırım bu sefer de böyle düşündüm onca aklımdan geçenin içinde. İstem dışı bir sohbet başladı aramızda. Sınıf öğretmeniymiş, öğrencileriyle buluşmaya gidiyormuş bir organizasyon için….Sohbetin nerede  başlayıp nerede biteceğini henüz kestirememiştim ki vapur geldi. Banklardan vapura kadar olan yürüyüş mesafesinde birden bire kendimi sinema sohbetinin içinde buldum. Aslında sinemaya çok ilgiliymiş. A tabii ben de bu arada fotoğraf atölyesine gittiğimden bahsetmiş olabilirim çok masumca. Hatun kısmı işte; konuşacak birini bulduk mu başlarız anlatmaya.

Oysa ben ne kadar ketum olduğumu bilirim -nadir dönemlerde çok konuşup bunaltsam da karşımdakileri; aslında pek sevmem konuşmayı - ancak; karşınızdaki anlık da olsa bir güven uyandırıyorsa sizde, çözülmeye yüz tutarsınız…

Vapurun koltuklarına oturduğumuzda konu Kieslowski’ye gelmişti. Bu ne hız, bu ne akıcı bir sohbet… “Ben fotoğrafçılıkla da çok uğraştım ama gönlümde sinema var” diye devam eden sohbetimiz, annesinin kaybına ve senaryo çalışmalarına  geldiğinde vapur iskeleye yanaşmıştı bile. Artık yollarımıza gitme vaktiydi. Telefonumu aldı, evlerimiz de yakınmış, belki arar, kim bilir…

Benden çok  şaşırdığı ve mutlu olduğu belliydi  böyle bir karşılaşmaya. Bir akşam vapurda, hiç tanımadığı biriyle böyle bir sohbet yapacağına inanamadı farkındayım. O hiç tanımadığı biri de ben çıktım işte; şans ...
Ben de inanamıyorum bazı şeylere aslında.. Yılın son dönemi bir tuhaf geçiyor zaten, 2013 biterayak bir gol daha atmazsa; şimdilik yırttım demektir. Araba almaya gelen genç bir edebiyat öğretmeniyle yaptığım Oğuz Atay  sohbeti ise apayrı bir şaşkınlık ifadesidir. O on beş dakikadan  cidden kısa bir film çıkardı ;) 

Hayat, biriktiriyorum seni, kahramanlarımı-şakacı olanları özellikle-, anlarımı, mekanlarımı… Birazcık daha izin ver bana; sana anlatacaklarım çığ gibi büyüyor içimde. Yeter ki ilham kaynaklarıma dokunmayasın, yeter ki beni sık boğaz etmeyesin…Anlaştık mı.

2 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Kömür kokusundan vapurdaki muhabbetin ,mevsime inat, sıcaklığına kadar her şeyi çok net hissettirmişsiniz. Hayatı biriktirmeye ve paylaşmaya devam etmeniz umuduyla.:)

    Not: İlk yorumu eksik halde gönderdiğim için sildim.

    YanıtlaSil