Mutfak bangosuyla davlumbaz arasında sıkışıp kaldığım
günlerden biriydi.Yıldız tornovida yardımıyla vida sökme işini bitirmek
üzereydim ki; neden orada boynum bükülmüş, tek elimle kocaman davlumbazı taşımak
zorunda olduğumu durdum düşündüm.Bazen durmak iyi oluyor;düşünmek için,
üşüdüğünü anlamak; üzerine bir hırka almayı akıl edecek kadar soğuktan zaman
kazanmak için;durmak iyi oluyor bazen.
İşte durduğum o anda davlumbazla göz göze geldik.Kendisini
bir vidanın ucundan sarkıtmış,kollarıma bırakmak üzere; “sana güvenebilir miyim”
der gibi bakıyordu.Ben ise; “seninle ne işim var burada, neden vidalarını
söküyorum ki senin” der gibiydim.Der gibiydik; zira bunları gerçekten deseydik;
o vidaların kimin kafasından sökülmüş olduğu gerçeğiyle yüz yüze gelecektik.
Yüzleşmek gereksiz artık bir çok şeyle. Davlumbaz beni
anladı, ben onu güvenle kucaklayıp, bir süre beklettikten sonra yerine
yerleştirdim tekrar. Hasar görmedi, kalbi kırılmadı. Şimdi sanırım püfür püfür
çalışıyordur hala; bilemiyorum.Uzun zaman olmuş, yıllar geçmiş gibi geliyor bu
konuşmanın, bakışmanın üzerinde.
Şimdi ne zaman bir davlumbaz görsem; o bangodaki
sıkışıklığım gelir aklıma.Düğmesine basılıp, püfürdediği andan itibaren de “tamam,
vidalarını sökmeye gelmedim, rahat ol” demek gelir içimden.
Çayımı alıp mutfaktan çıkarken yine göz göze geliriz kısa
bir an. Ama artık her şey geride, o sıkışıklık arasında kalmış gitmiştir yıllar
öncesinde.

bir de onun ankastre olan tipleri var ki...tanımalısınız ;)
YanıtlaSil