Islak bir günün ardından köpeklerin argodaki adı “it”
üzerine söylenmiş birkaç deyimi aklımdan
geçiriyorum. Fonda çalan Fransız müzikleri artık gün içinde bilmem kaçıncı kez dinlemiş
olduğumdan belki sinir katsayımı
artırıyor. Je t’aime Paris diyemiyorum mesela artık. La
vie en rose ise dikenli bir gül gibi batıyor her yerime tüylerim diken diken. Sanırım
üzerimizde şartlama deneyi yapıyorlar aylardır. Bir deneyin parçası mıyız acaba …
Neyse; gelelim it üzerine söylenmişlere…it gibi ıslanmak, it
gibi titremek, it gibi gezmek, iti an çubuğu hazırla, it iti ısırmaz…vs..vs..ne
çok şey söylenmiş. Güne en uygun olanı sanırım it gibi ıslanmak olsa gerek.
Bir de Stephen King’in “it” i var; onu da tırsarak anıyorum burada. Pennywise
kulakların çınlamasın sakın !
“İd” e hiç
girmeyeceğim; zira uzar gider o kısım işin içinden çıkamam gibi geliyor.
……………
Şubat’ın, cüceliğine rağmen tüm gücüyle zıplayıp ensemize
attığı kocaman şamardan sonra Mart bizi salya sümük karşıladı; yağdı yağmur.. Kimine
göre aşk; yağmurda ıslanmak, kiminin şemsiyesi yok sırılsıklam; hiç olmamış
hayat boyu ; inattan-ben misali-, kimi de camdan bakan arap kızı ; sıcacık evinde keyif yapar. Mart’ın çok
umurunda sanki; yeni sürprizler hazırlamakta bize biliyorum; usul usul
yaklaşıyor , soluğunu ensemde hissediyorum. Ama hiç bozuntuya vermeden, tüm soğukkanlılığımla
anlatıyorum eflatun renkli moleskine olanı biteni ama olacakları görmezden gelerek.
Adını yazarken içimi ısıtan kişilerin; gözümü açtığımda
karşımda olacaklarını tahmin bile edemezken; tüm bu olup bitmelerdeki olasılığı
hesaplamaya çalışıyorum…ve imkansızı gördüğümde de ; “ hesabı kitabı bırak;
tadını çıkar tüm olup bitenlerin!” diyerek adımlarımı hızlandırıyorum. Sabah
kızarmış ekmek kokusuyla başlayan yağmur
belli ki minör tonlarda devam edecek gece boyunca yağmaya...
Sonrası iyilik güzellik olacak tüm bunların. Sıcak evimde
bir sardunya daha yaprağını dökecek; yerine yenilerini yeşertmek için taa Nisan’a
kadar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder