kısa bir akşam yürüyüşünden sonra dönüp dolaşıp geleceğim yer balkon..Eh melisa kokuları arasında balkonda çay iyi gider; demlendi;yanımda içilmeyi bekliyor.Bu balkon sefaları iyi hoş da çevredeki gürültüyü ne yapabileceğimi bir türlü bilemiyorum.Karşı apartmanlardan gelen çocuk ağlamalarından tutun da , kavga eden karı-kocalara, horlayanlara, televizyonun sesini köklemiş dizi izleyenlere kadar herkesi çok şükür duyabiliyorum.Akustiği sağlam bir balkonum var; beklerim efenim...
Hatırlarım; geçen sene bugünlerde karşı apartmanın bağrından kopan Ankaranın bağları eşliğinde Star Wars izlemek için mücadele veriyordum.Neyse ki bu sene o amca yok oralarda, balkonu sessiz..Yakında butik düğünler de başlar; ip hizasında ampuller gerilir ağaçtan ağaca...Plastik sandalyeler kamyonetin arkasından indirilip meydana istiflenir gündüzden..Anlarım ki arka parkta var bir düğün; neyse ki en fazla gece yarısı bitiriyorlar, izin o kadar..ilk düğün acemiliğime gelmişti de balkondan fotograf video falan çekip izlemiştim..Ama çok sürmedi sahilde uzun bir yürüyüşe bıraktım kendimi sonrasında..Düğün dernek, gelsin bakalım yaz mevsimi..
Öyle işte, insan balkonda otur otur ne yapar ki;neyse ki bu internet var da bloglara,boş word sayfalarına iç dökebiliyorum.Aslında odaya gidip Masumiyet Müzesi'ni okumaya devam etmek gibi bir isteğim de var ama ..hava o kadar güzel, Mayıs o kadar huzur verici ki..Hoş, dolunay da her an bir enerji patlamasına hazır ol der gibi tepemde..Ona hiç bakmıyorum o yüzden, zaten henüz bu tarafa gelmedi, daha geç vakitte gelir, ertesi güne dek de batmaz kolay kolay.
Belki de insanlar Dolunay yüzünden bu kadar gergin, bu kadar huzursuzlar..Çekim gücü, dünyadaki okyanusları bile etkilerken küçücük insanı nasıl etkilemesin ki..
Orhan Pamuk'un edebiyatı bir süredir dolunaydan daha fazla etkiliyor beni itiraf etmeliyim..Mevlüt gittiğinde çok üzüldüm;onsuz bir gün geçsin, düşünemezdim.İstanbul sokaklarında gezdim onunla geceleri boza satarken yanındaydım..Babasıyla yoğurt sattıkları günlerde o gecekonduda onları bekledim..O en çok Rayiha yı sevdi..bu kadar dürüst adam kaldı mı dünyada;kimbilir..Kemal onun aksine hiç güven telkin etmedi bende ya..Bakalım güzel başladık şimdilik uzun bir yol var önümüzde..Yakındır , Çukurcuma'da kapısına kadar gidip, kapalı oldugu için ziyaret edemediğimiz müzeye gidecegimiz günler.Sadece azıcık sabır ve buzzz gibi bir kan gerekli yaklaşan sıcak yaz günlerinde bana.
Buz gibi derken; kırılmayacak kadar kalın bir buzdan kastım.Bunun için de sağlam kışlar geçirmiş olmak gerek değil mi ; ankara ankara güzel ankara..seni görmek ister her bahtı kara diyerek iki dakikadır öten şu sirenin neyin nesi olduğunu anlamaya çalışıyorum...
..ve işte ardından klarnet sesi eşliğinde soğumuş çayımı bitirmeye çalışıyorum ki kalkıp yenisini doldurayım..ve daha yenisini, en yeni cümlelerle blog sezonumu da açmış olayım...hayırlısı :)

ah Ulaş, Mevlut ile vedalaştıktan sonra uzun süre yanımda kaldı. Başka bir kitap alamadım elime.Hele öykülere hiç bakamadım. İstanbul'u, İstanbulluyu, mahalleleri öyle güzel serdi ki önüme. Masumiyet Müzesini okumadım. Madem böyle okuyayım. Sonra sen gel müzesine gidelim. Söke'yi hatırladım geçenlerde, Kaleköy, Patara, Didim, ne çok oldu oralara gitmeyeli...Öptüm, hıdrellez dileklerini unutma :)
YanıtlaSil