Belli ki şehre bir film gelmişti o akşam.. Açık hava
sinemasının uzağından geçip yola devam ettik.. Birlikte izleyeceğimiz daha nice
film olsa da acelemiz olmadığını o da
biliyordu. Dümeni çevirmeden dümdüz devam etti. Rüzgar, tüm dikkatleri üzerinde
toplamış, “bana dikkat ediniz” der
gibiydi. Dümeni biraz daha sıkı kavrayarak ve
heyecanını saklayamadan “korkuyor musun” dedi..
Rüzgardan sersemlememiş ve son iki saatimizi sohbet ederek
geçirmemiş gibiydik sanki. Bir o kadar yabancı; bir o kadar da güven veren, bildik
biriydi ki benim için. Biliyordum; yolun sonuna geldiğimde ve yolun sonuna
gelene kadar beni defalarca , kim bilir kaç kez, kaç kere, an an şaşırtacaktı.
Teknenin sallanması, aşmaya çalıştığımız dalgalar , gecenin renkleri ve ertesi
günlerdeki yalnızlıklarımız.. hiçbiri umurumda değildi.. Sadece “Hayır
korkmuyorum” diyebildim.
Korkmuyordum gerçekten de. Rüzgara döndüm yüzümü; artık gücünü
kaybetmeye başlamıştı. Dümeni bırakıp yanıma geldiğinde, dalgaların
sakinleşmesini izliyordum. Rüzgardan aldıkları gücü tüketmek üzereydiler.
“ yavaş yavaş sakinleştiler” dedim denizi işaret ederek.
“Bakma sen onlara;
bildikleri bir şey vardır ki durmuşlardır.. Yoksa içten içe köpürüyorlardır
bize çaktırmadan.” diyerek , usulca , yüzüme yapışmış tuzları temizledi
parmaklarının ucuyla…
Şişenin içine sığdırdığımız sohbetimizle devam etti rotamız.
Bir dahaki gün doğumunda buluşmak üzere, birlikte gidebileceğimiz upuzun
yolların sözlerini vermeden ayrıldık belki de. Ayrıldık mı yoksa henüz mü bir araya
geliyorduk ; hiç sorgulamadık ..Belki de
tadına doyamayacağımız; eşsiz bir döngüyü başlatmıştık bile farkında olmadan o gece.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder