Her şey yerli yerinde. Öyle mi; bilmem…Belki de her şeyin belirli
bir yeri yoktur.
Televizyon ve DVD-playerı yerlerine yerleştirdikten sonra
yaklaşık üç hafta boyunca, işlerimi bitirip de kanepeye uzandığımda, karşımda kıvrılmış duran ara kabloyla bakıştık durduk.Bir hamleyle kalkıp
DVD-playerı televizyona bağlayabilirdim oysa ki…zor bir şey değil.İlkinde
olmadı, çok yorgundum,uyumuş kalmışım.Sonrakilerde de olamadı;kendimi kanepeye
atmadan önce aklıma gelse kablonun varlığı!Hep de gece olup, kanepeye
uzandığımda, karşımda televizyonu görünce…Offf!Yine kabloyu takmamışım.Kablo
kıvrıldığı yerden kalkıp dese ki
“abla çok
yoruldun.Ben kendimi TV’ye takıveririm.Hatta senin için şurdan bir de DVD
seçerim.Film akmaya başlar…
Dese…O kablo gönlümde taht kurar, elini sıcak sudan soğuk
suya değdirtmem!Ama o da bakıyor bana öyle olduğu yerden. Sonuç; bomboş zamanda
izleyemediğim bir yığın film ve tembellik…Hoş, daha çok yorgunluktan bitmişlik
demeli ama, tembellik daha ön planda hissedilen.Tembellik Hakkı !
Yan gelip yatmak değil de “emek” üzerine yazılmış, kapitalizmin
aşırı çalışma düzenine karşı çıkan bir kitap.Düzene başkaldırma hakkı.Ancak,
sıcak iklimlerde bu hak oblomovluk çerçevesinde savunulduğu için sanırım; pek
seviliyor siestalar, ikindi uykuları…Neyse ki havalar serinledi biraz.
Oblomov’u okuduğumda yıl kaçtı, hangi bitmek bilmeyen uzun
ve miskin yaz tatillerinden biriydi,yazlar bu kadar sıcak mı geçiyordu, anımsamıyorum.
Oldukça eskide kalmış gibi görünse de dün gibi aklımda.Ama kitabımı kaybettim
sanırım; birisine vermiş ya da hediye ettiğimi kabul edip geri gelmemesini bu
olumlu sebebe bağlayarak kendimi kandırmış da olabilirim. Sonuçtaki gerçek;
kitap açılan kolilerden çıkmadı.
Dut ağacı boyunca, gölgeli balkonumda, kavurucu sıcakların
dışarıda kol gezdiği günler geçti, gidiyor.Ilık bir Eylül başladı.Ekim ise daha
güzel olacak; hep öyle olmuştur çünkü.Depresif Eylül gider, yerini mücadeleci
ve kararlı Ekim’e bırakır.Yağmurlar başlar.
"Even the Rain"nihayet izlenir bu arada, kabloyla kurulan göz ve
zihin teması sonuç vermiştir ve kablo kendisini TV’ye bağlamıştır.Sonrasında,
kafa kurcalayan sorgulamalarla Alsancaklarda içilen bir iki bira ve dost sohbeti…Siesta
hakkımı kullanıyorum şimdilik.Kısa olacak biliyorum.Marks’ın gelini olsaydım
ben de kitaplar yazsaydım.Marks beni sever miydi ki.Gelin olmak; Corpse Bride
ile bir anlam kazanabilir ancak. Danny Elfman duygularıma tercüman.Lafargue ın
başka kitabı var mı bilmem; bende vardı bir yerlerde Tembellik Hakkı…Sanırım o
da çıkmadı kolilerden; kim bilir hangi mazeretle.

o zaman sweet november diyorum :)
YanıtlaSil