8 Eylül 2013 Pazar

olur ya...olsun ya !



Her şey yerli yerinde. Öyle mi; bilmem…Belki de her şeyin belirli bir yeri yoktur.                                             

Televizyon ve DVD-playerı yerlerine yerleştirdikten sonra yaklaşık üç hafta boyunca, işlerimi bitirip de kanepeye uzandığımda, karşımda kıvrılmış duran ara kabloyla bakıştık durduk.Bir hamleyle kalkıp DVD-playerı televizyona bağlayabilirdim oysa ki…zor bir şey değil.İlkinde olmadı, çok yorgundum,uyumuş kalmışım.Sonrakilerde de olamadı;kendimi kanepeye atmadan önce aklıma gelse kablonun varlığı!Hep de gece olup, kanepeye uzandığımda, karşımda televizyonu görünce…Offf!Yine kabloyu takmamışım.Kablo kıvrıldığı yerden kalkıp dese ki 

 “abla çok yoruldun.Ben kendimi TV’ye takıveririm.Hatta senin için şurdan bir de DVD seçerim.Film akmaya başlar…
Dese…O kablo gönlümde taht kurar, elini sıcak sudan soğuk suya değdirtmem!Ama o da bakıyor bana öyle olduğu yerden. Sonuç; bomboş zamanda izleyemediğim bir yığın film ve tembellik…Hoş, daha çok yorgunluktan bitmişlik demeli ama, tembellik daha ön planda hissedilen.Tembellik Hakkı !

Yan gelip yatmak değil de “emek” üzerine yazılmış, kapitalizmin aşırı çalışma düzenine karşı çıkan bir kitap.Düzene başkaldırma hakkı.Ancak, sıcak iklimlerde bu hak oblomovluk çerçevesinde savunulduğu için sanırım; pek seviliyor siestalar, ikindi uykuları…Neyse ki havalar serinledi biraz.
Oblomov’u okuduğumda yıl kaçtı, hangi bitmek bilmeyen uzun ve miskin yaz tatillerinden biriydi,yazlar bu kadar sıcak mı geçiyordu, anımsamıyorum. Oldukça eskide kalmış gibi görünse de dün gibi aklımda.Ama kitabımı kaybettim sanırım; birisine vermiş ya da hediye ettiğimi kabul edip geri gelmemesini bu olumlu sebebe bağlayarak kendimi kandırmış da olabilirim. Sonuçtaki gerçek; kitap açılan kolilerden çıkmadı.

Dut ağacı boyunca, gölgeli balkonumda, kavurucu sıcakların dışarıda kol gezdiği günler geçti, gidiyor.Ilık bir Eylül başladı.Ekim ise daha güzel olacak; hep öyle olmuştur çünkü.Depresif Eylül gider, yerini mücadeleci ve kararlı Ekim’e bırakır.Yağmurlar başlar.
"Even the Rain"nihayet  izlenir bu arada, kabloyla kurulan göz ve zihin teması sonuç vermiştir ve kablo kendisini TV’ye bağlamıştır.Sonrasında, kafa kurcalayan sorgulamalarla Alsancaklarda içilen bir iki bira ve  dost sohbeti…Siesta hakkımı kullanıyorum şimdilik.Kısa olacak biliyorum.Marks’ın gelini olsaydım ben de kitaplar yazsaydım.Marks beni sever miydi ki.Gelin olmak; Corpse Bride ile bir anlam kazanabilir ancak. Danny Elfman duygularıma tercüman.Lafargue ın başka kitabı var mı bilmem; bende vardı bir yerlerde Tembellik Hakkı…Sanırım o da çıkmadı kolilerden; kim bilir hangi mazeretle.



1 yorum: