27 Eylül 2013 Cuma

öyle günler var ki baştan sonu gelmiş...



Öyle günler var ki; bir an önce bitsin diye gözünün içine bakarsınız. Saatler geçmez, yaptığınız hiçbir şey keyif vermez, vermediği gibi de canınız yanar.Elinizde tuttuğunuz her şeyi yere düşürürsünüz, yaptığınız işlemler elinizde patlar,sabah kalktığınızda sular kesiktir,siz ayılmaya çabalarken telefona gelen çağrının hemen ardından kapınızda bir korna sesiyle servisin geldiğini anlarsınız.Telaşla merdivenlerden inerken son iki basamağı birden atlamaya çalışmadan,yere kapaklanmaktan son anda kurtulursunuz…Telefonunuzun şarjının bittiğini ve şarj aletini işte unuttuğunuzu evhamlı annenize açıklayabilmek için kuzeninizin telefonunu elinize aldığınızda zaten annenizin sizi iki kez arayıp merak etmiş olduğunu anlarsınız.Ona günün gerginliğini yansıtmamaya çalışsanız da annedir o, siz de anne olunca onu anlayacaksınızdır;merak etmiştir sizi.Yalnız yaşadığınız için kaygıları bir kat daha artmıştır ki bunu zaten sizden saklamamaktadır.Ne zaman ki ziyaretiniz sonrası evinize ulaştığınızda , sizi arayıp kapı pencereyi, kilitleri kontrol etmenizi , ışıkları açıp odalara bakmanızı tembih eder.Siz ki içinizde hiçbir korku emaresi olmamasına rağmen, dediklerini yaptığınızda, kendi evinizden tırsar hale gelirsiniz.Oysa siz nice gerilim filmini tırsarak da olsa keyifle izlemiş birisinizdir. Birazcık ürperirsiniz, sırtınızdan kuyruk sokumunuza kadar bir titremeyle telefonu kapatırsınız. Sonrasında uyuyabilirsen uyu hadi…

Aynı gün içinde, İndiğiniz arabanın kapısına sıkışan işaret parmağınızı, artık kan toplayıp ödem yapmış bir halde taşımışsınızdır.Parmağınızın acısını içinize çekip sakinliğinizi bozmamışken henüz,  buz istediğiniz acil servis doktoru sizi delirtmeyi başarmıştır bile. Hiç bir şey söylemeden sadece buz aküsünü geri verip evinizin yolunu tutmuşsunuzdur.Evde bir buzluğunuz olduğu ve içinde buz bulunduğu için şükredersiniz.Buz, güneşin sıcağından daha keskin bir soğuk.Her derde deva , darbelere dayanıklı, morarmalara engel.Rakıya konur mu konmaz mı tartışmaya açık.Her eve lazım derken, kapınızın kilidi dönmez, sıkışır,kıvranır,çilingir hatlı ev sigortanız devreye girer.Siz de kendi söküğünü dikmeyi başarmış bir terzi edasıyla yürüdüğünüz yolun bitmemesi ancak bu günün artık bitmesi için adımlarınızı hangi hızda atacağınızı  düşünür durursunuz.Yol biter, kapı açılır, yatak sizi kucaklar, uyku kardeş elini verir…Az sonra günün bitmesinin verdiği huzurla gözlerinizi tüm düşlerinize doğru kaparsınız.. “Gözlerimi açsam da sen çıksan karşıma” diyen o tok sesi beklerken sabah olmuş, çalar saat çalmış, cır cır böcekleri susmuş olur.Sonbaharın serin bir sabahına merhaba demek için bir gözünüz açık diğeri kapalı, pencereyi açarsınız.

Artık bir çok şey için unutma vaktidir.Sabahın en güzel saatinde unutmak, beyne giden oksijenle afyonu patlatmak,en güzel uyanma halidir.Nicedir yapamadığınız bir şeyi aklınıza düşürür bu serinlik.Titreyerek yeni bir güne yelken açarsınız ;ama korkudan değil keyiften;belki üşüdüğünüzden belki de titreyerek kendinize geleceğinizdendir bu halleriniz. Uyuyan insanları düşünürsünüz, aklınız onlarda kalır.Ancak kalbiniz asla sizden ayrılmayacaktır artık; akıllanmıştır.Güzel bir hafta sonu dileyerek Cumartesilerin değerini bir kez daha kendinize fısıldasanız da pazarın asaleti ve varlığı hayatınızın bu bölümünde kalbinizi kaplamıştır. Pazarları seversiniz artık, özlemle beklersiniz; daha normal, daha aktif,daha planlı…daha fotoğraflı.

Sonrası dedikodu işte; kim söylemiş ki sizin Ahmet’e ya da Garcia!ya vurulduğunuzu…Yüksek kaldırımı, tramvayı…Oysa yüksekkaldırımda güpegündüz yürümüşsünüzdür Melahatsiz,Yakup’un meyhanesinde rakı içmişliğiniz de olmuştur.Boğazkesen’den adının anlamını düşünmeden inmişliğiniz de…Olduğunuz şehri düşünmeden yola devam edersiniz;özlemlerinizi bastırarak, sadece ve sadece önünüze bakarak.Belki bir moleskin sayfası anlamıştır sizi sadece, belki de uzaklarda kalmış bir iki satır.

Öyle günler vardır ki; geri dönüşsüzdür; tıpkı dünyanın tüm sabahları gibi…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder