Güneşin gözünün içine içine bakabildiğimiz tek zaman dilimi
belki de gün batımları.Bir de doğumları var; genelde onlara yetişemiyorum.Hep
uyanıyorum sabah altı sularında,pencereyi açıyorum;dışarıda enfes bir hava…içim
ürperiyor sabah serinliğinden, sonra titreyerek yatağa geri dönüyorum.Bir saat
daha uyuyacak olmamın keyfini sürüyorum. Ama bir sabah uyanıp kendimi bırakacağım
gün doğumuna ve çıkıp dışarıya ,fotoğraf çekeceğim. Alacakaranlıkta, henüz gün
doğmadan ışığı yakalayacağım. Bunu gerçekten yapabildiğim gün; elimdeki fotoğraf
makinesi artık tamamen bana ait olacak.ve onunla mutlu olacağım.
Üç gün, hafta sonunda; FilmEkimi var şehirde. Sevdiğim
yönetmenlerin, seveceğimi bildiğim filmleri var gösterimlerde. Pazarımı
ayıracağım. Jarmusch’un filmi kaçacak; işteyim…Üzüleceğim. Bakalım; güzel
olacak ;bol filmli, dinlendirici ve kendimle bir hafta sonu olacak.
Oysa ben yine
de o sevmediğim Pazarları şimdi nasıl yaşıyorum bir bilsen…Tüm iç
daraltıcı bulutlara rağmen sabahın erkeninde atıp kendimi evden dışarı, dopdolu
yaşamak istiyorum o kasvetli Pazarı. Mümkün mü; bilmem ki; hele bir Pazar olsun
da…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder