30 Kasım 2013 Cumartesi

Bir iki fotograf; sonrası bana kalır...





Vardır elbet benim de ilham aldıklarım hayatta.Uzakta olsalar da bir gün bir yerlerde yollarımızın kesişeceğine inandıklarım..Ki inandığım değerler  azalmışken hayatta ;  bu çağda, bunları  hissettiren insanlarla karşılaşmak...Orada biryerlerde  olduklarını  bilmek...Saf bir iyi niyet taşıdıklarının farkında olmaları için  tüm bu evrene mesaj gönderme çabalarımız, bu yüzden...tabii ki uzaylılar bu mesajları ham yapıp yemezlerse..!

Bir iki gölge, aslında duymadığım bir deklanşör sesiyle başladı bu hikaye.Her şeyin olduğu gibi bunun da bir hikayesi oldu, olmak zorundaydı ve yazılmaya başlandı.Söz uçar; yazı kalır demişler; benden sonra, sizden sonra...okunması gereken.

 ..........





" Dudağımın kenarından öperdi beni; o küçük çukurdan. “Burayı bana ayır; kimseler öpmesin ” der gibi bakardı gözlerime. Ben ise, gözlerimi kocaman açar; sonsuza dek sımsıkı sarılıp kalmak istediğim kollarına hayranlıkla bakardım sadece. Utanırdım gözlerinden; aklımdan geçenleri okuyacak diye korkardım.
Sıcak  yaz günlerinin ikindi vakitlerinde, miskin sarı kedinin tüm pirelerini peşimize takıp, okul bahçesinden çaldığımız kayısıları dağıtırdık sokak çocuklarına. Sonra bisikletlerimize atlar, bekçiye iz bırakmadan uzaklaşırdık tepenin eteklerinden , çayın suyuna doğru…
…………………….
Kapıda durmuş, sesini çıkarmadan arkamı dönmemi bekliyordu. Orada olduğunu bilmeme rağmen, sırtım kapıya dönük, öylece durdum. Dudağımın kenarında kaç çukur daha açılmış, tepenin eteklerinden kaç kez daha yuvarlanmıştım; bilmiyordum. Ocağın kavurucu alevi alnımı ısıtmıştı. Ter damlaları gözyaşımla karıştı. Soluğunu duyacaktım belki kalbim bu kadar gürültülü atmasaydı.
Köpük taşmak üzere, cezveyi ocaktan aldım.
“iki orta, bir sade Enver, soğumasın!”

“Muhip Abim gelmiş, hoş gelmişsin abi!”  
Kapının açılmayan  kanadına dayadığı kolu, bir zamanlar hayranlıkla baktığım aynı koldu. Saçlarındaki kırlar ve kulağında küpesi ,  hayatlarımızın çok uzun süre önce ayrıldığının habercisiydi. İçeri girmek istemeyen tavrıyla, kahve servisine çıkan Yakup’a kapıdan geçmesi için yol verdi. Arkamı dönmeye korkarak ocağın sıcağına çevirdim yüzümü. Yanlış coğrafyada olan kimdi, günebakanlar bana rehber olacak mıydı bir kez daha…Çayın demi ne kadar sürede çıkacaktı peki..
Sonra Sena geldi okuldan, çantasının sapı kopmuş, ağlıyordu.

Gözlerimi kocaman açtım sonra. “Sena ağlama” dedim.Aynaya baktım bir kez daha. Açılmış topuzumu yeniden yapmak için saçlarımı parmaklarımın arasından  geçirdim yavaşça.Tekrar tekrar, saçlarımı okşar gibi, o ilk öpücük gibi, yıllar öncesi gibi…
Sonra sen , kapının açık kanadından çıkıp gittin usulca. Duvarın üzerinde kısalan gölgen ise; uzun bir Eylül ikindisinin habercisiydi bu sefer.
 Bir sevda büyütmüştük biz seninle; ben içeride, sen dışarıda…Sevdamızsa kapı eşiğinde kaldı ,yazık ki  bakamadık....."

Veranda Düşleri- Kapı Eşiğinde 


* Fotoğraf-Nuh LaLbay

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder