Vardır elbet benim de ilham aldıklarım hayatta.Uzakta olsalar da bir gün bir yerlerde yollarımızın kesişeceğine inandıklarım..Ki inandığım değerler azalmışken hayatta ; bu çağda, bunları hissettiren insanlarla karşılaşmak...Orada biryerlerde olduklarını bilmek...Saf bir iyi niyet taşıdıklarının farkında olmaları için tüm bu evrene mesaj gönderme çabalarımız, bu yüzden...tabii ki uzaylılar bu mesajları ham yapıp yemezlerse..!
Bir iki gölge, aslında duymadığım bir deklanşör sesiyle başladı bu hikaye.Her şeyin olduğu gibi bunun da bir hikayesi oldu, olmak zorundaydı ve yazılmaya başlandı.Söz uçar; yazı kalır demişler; benden sonra, sizden sonra...okunması gereken.
..........

" Dudağımın kenarından öperdi beni; o küçük çukurdan. “Burayı
bana ayır; kimseler öpmesin ” der gibi bakardı gözlerime. Ben ise, gözlerimi kocaman
açar; sonsuza dek sımsıkı sarılıp kalmak istediğim kollarına hayranlıkla
bakardım sadece. Utanırdım gözlerinden; aklımdan geçenleri okuyacak diye
korkardım.
Sıcak yaz günlerinin ikindi
vakitlerinde, miskin sarı kedinin tüm pirelerini peşimize takıp, okul
bahçesinden çaldığımız kayısıları dağıtırdık sokak çocuklarına. Sonra
bisikletlerimize atlar, bekçiye iz bırakmadan uzaklaşırdık tepenin eteklerinden
, çayın suyuna doğru…
…………………….
Kapıda durmuş, sesini çıkarmadan arkamı dönmemi bekliyordu. Orada
olduğunu bilmeme rağmen, sırtım kapıya dönük, öylece durdum. Dudağımın
kenarında kaç çukur daha açılmış, tepenin eteklerinden kaç kez daha
yuvarlanmıştım; bilmiyordum. Ocağın kavurucu alevi alnımı ısıtmıştı. Ter
damlaları gözyaşımla karıştı. Soluğunu duyacaktım belki kalbim bu kadar
gürültülü atmasaydı.
Köpük taşmak üzere, cezveyi ocaktan aldım.
“iki orta, bir sade Enver, soğumasın!”
“Muhip Abim gelmiş, hoş gelmişsin abi!”
Kapının açılmayan kanadına dayadığı kolu, bir zamanlar hayranlıkla
baktığım aynı koldu. Saçlarındaki kırlar ve kulağında küpesi , hayatlarımızın çok uzun süre önce ayrıldığının
habercisiydi. İçeri girmek istemeyen tavrıyla, kahve servisine çıkan Yakup’a
kapıdan geçmesi için yol verdi. Arkamı dönmeye korkarak ocağın sıcağına
çevirdim yüzümü. Yanlış coğrafyada olan kimdi, günebakanlar bana rehber olacak
mıydı bir kez daha…Çayın demi ne kadar sürede çıkacaktı peki..
Sonra Sena geldi okuldan, çantasının sapı kopmuş, ağlıyordu.
Gözlerimi kocaman açtım sonra. “Sena ağlama” dedim.Aynaya
baktım bir kez daha. Açılmış topuzumu yeniden yapmak için saçlarımı
parmaklarımın arasından geçirdim yavaşça.Tekrar
tekrar, saçlarımı okşar gibi, o ilk öpücük gibi, yıllar öncesi gibi…
Sonra sen , kapının açık kanadından çıkıp gittin usulca.
Duvarın üzerinde kısalan gölgen ise; uzun bir Eylül ikindisinin habercisiydi bu
sefer.
Bir sevda büyütmüştük
biz seninle; ben içeride, sen dışarıda…Sevdamızsa kapı eşiğinde kaldı ,yazık ki
bakamadık....."
Veranda Düşleri- Kapı Eşiğinde
* Fotoğraf-Nuh LaLbay

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder