3 Kasım 2013 Pazar

kalbinden beyaz bu Word sayfasında satırlarıma başlarken...



Bir haftadır şu bembeyaz Word sayfasında bir cümleyi tamamlayıp noktayı koyamadan, debelenip duruyorum. Kalemle yazmaya alıştığımdan belki; tuşlara bastığım anda  ne yazdığımı görememek konsantrasyonumu bozuyor. Aklımdan geçenler, hangi tuşa basacağıma karar vermeye çalışırken uçup gidiyor. Kafam karışıyor, ne yazacağımı unutuyorum, cümlelerin sonunu getiremiyorum. Ortaya işte böyle tuhaf bir paragraf çıkıyor sonuçta. İfadelerim yerle bir oluyor, parmaklarım birbirine karışıp, ekran karşısında kırpılma refleksini kaybetmiş kapaklarıyla gözlerim , kupkuru ve donuk donuk bakmaya başlıyor. Teknoloji iyi hoş da, hem düşünüp aynı anda da yazmaya çalışmak bana göre değil anladım ki…Aynı anda gitar çalıp şarkı söylemek gibi bir şey; hoş onu da beceremem ya…Gözünü sevdiğim kağıt kalem…vazgeçemediğim.

Neyse, bir Pazar gününü de sendromsuz atlatmak amacıyla birazdan alıp makinemi vuracağım kendimi yollara .Çiçek böcek, kayık, balık…ödev niyetine , egzersiz niyetine çekeceğiz birkaç kare. Ha  bunu yapmak zor gelmiyor mu; kadrajı seçip, oradaki hikayeyi aklımda yazıp, karar verip aynı anda ışığı yönetip, deklanşöre basmak. Bunu yaparken gözlerim fer fecir, zihnim capcanlı, parmaklarımsa beynimin komutuna hazır, bekliyor. Ne yaptığımı görebiliyorum. Henüz yolun başında olsam da bana bunları hissettiren “ışığın” farkında olabilmek çok keyifli.Ama yine de ; yine de yazmak, ayrı bir özgecan ...

Öykümüz nerede başladı, nerede biter…Işık nereye kadar bizi takip eder bilemiyorum ama; çıkıp oksijen alma vaktidir. Yoksa bu beyin hiçbir işe yaramıyor. 

Beyin; işte  inanabileceğim tek Tanrı !

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder