Bir haftadır şu bembeyaz Word sayfasında bir cümleyi
tamamlayıp noktayı koyamadan, debelenip duruyorum. Kalemle yazmaya alıştığımdan
belki; tuşlara bastığım anda ne yazdığımı görememek
konsantrasyonumu bozuyor. Aklımdan geçenler, hangi tuşa basacağıma karar
vermeye çalışırken uçup gidiyor. Kafam karışıyor, ne yazacağımı unutuyorum,
cümlelerin sonunu getiremiyorum. Ortaya işte böyle tuhaf bir paragraf çıkıyor
sonuçta. İfadelerim yerle bir oluyor, parmaklarım birbirine karışıp, ekran
karşısında kırpılma refleksini kaybetmiş kapaklarıyla gözlerim , kupkuru ve
donuk donuk bakmaya başlıyor. Teknoloji iyi hoş da, hem düşünüp aynı anda da yazmaya
çalışmak bana göre değil anladım ki…Aynı anda gitar çalıp şarkı söylemek gibi
bir şey; hoş onu da beceremem ya…Gözünü sevdiğim kağıt kalem…vazgeçemediğim.
Neyse, bir Pazar gününü de sendromsuz atlatmak amacıyla
birazdan alıp makinemi vuracağım kendimi yollara .Çiçek böcek, kayık, balık…ödev
niyetine , egzersiz niyetine çekeceğiz birkaç kare. Ha bunu yapmak zor gelmiyor mu; kadrajı seçip,
oradaki hikayeyi aklımda yazıp, karar verip aynı anda ışığı yönetip, deklanşöre
basmak. Bunu yaparken gözlerim fer fecir, zihnim capcanlı, parmaklarımsa
beynimin komutuna hazır, bekliyor. Ne yaptığımı görebiliyorum. Henüz yolun
başında olsam da bana bunları hissettiren “ışığın” farkında olabilmek çok
keyifli.Ama yine de ; yine de yazmak, ayrı bir özgecan ...
Öykümüz nerede başladı, nerede biter…Işık nereye kadar bizi
takip eder bilemiyorum ama; çıkıp oksijen alma vaktidir. Yoksa bu beyin hiçbir işe
yaramıyor.
Beyin; işte inanabileceğim
tek Tanrı !

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder