Durup da bir bakma zamanı. Neredesin. Yüksek bir yerden kendine bakmak; açısı önemli değil
şimdilik. Nasıl görünüyor, nereye yönlenmişsin. Yanlış yönde değilsin,
günebakan telaşın yok bu sefer farkındayım. Ama bunu senin de farketmen gerekiyor. Sadece, azıcık dikkat. Dışarıdaki
rüzgar, yağmur ya da koşuşturan bulutlar aklını karıştırmasın. Onlar hep orada
olacaklar. Zaten şimdiye kadar da oradaydılar, onların farkındaydın biliyorsun.
Fırtınanın söktüğü keçiboynuzu ağacını gördüğünde de , uçuşan çatılarda da ,
denizin kendini ve dalgalarını aşıp çıktığı kaldırımlarda da bunu biliyordun. Sadece
biraz zaman gerekiyordu her şey için. Doğru ya da yanlış değil, bir miktar
zaman. Kırdığın kalpler için özür dileme fırsatı belki, birazcık nadas iyi
gelir insana, yapabilirsen. Çinko saçağa düşen yağmur taneleri ne güzel ses çıkarıyor değil mi…İşte bu minör
tonlarda kaldı geçmişin...Temize çekmeye falan da çalışmayasın, bırak orada
kalsın çiçekli badem ağaçları, tütünün dumanı…şarabın kırmızısı. Geri gelmesi
mümkün olmayan hatırlanmamalı ustanın da dediği gibi.
Şimdi ışığı yakalama zamanı.Bu hepsinden zor, hepsinden
ciddi. Hele ki bir yakalarsak;
mücadelene pekala değecek;sonra yüzünü yanan
güne çevireceksin tüm sıcaklığıyla; penceredeki yağmura dil çıkararak.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder