10 Şubat 2014 Pazartesi

bir davlumbazla konuşmanın nelere iyi geleceğini bilemezsiniz




Mutfak bangosuyla davlumbaz arasında sıkışıp kaldığım günlerden biriydi.Yıldız tornovida yardımıyla vida sökme işini bitirmek üzereydim ki; neden orada boynum bükülmüş, tek elimle kocaman davlumbazı taşımak zorunda olduğumu durdum düşündüm.Bazen durmak iyi oluyor;düşünmek için, üşüdüğünü anlamak; üzerine bir hırka almayı akıl edecek kadar soğuktan zaman kazanmak için;durmak iyi oluyor bazen.

İşte durduğum o anda davlumbazla göz göze geldik.Kendisini bir vidanın ucundan sarkıtmış,kollarıma bırakmak üzere; “sana güvenebilir miyim” der gibi bakıyordu.Ben ise; “seninle ne işim var burada, neden vidalarını söküyorum ki senin” der gibiydim.Der gibiydik; zira bunları gerçekten deseydik; o vidaların kimin kafasından sökülmüş olduğu gerçeğiyle yüz yüze gelecektik.

Yüzleşmek gereksiz artık bir çok şeyle. Davlumbaz beni anladı, ben onu güvenle kucaklayıp, bir süre beklettikten sonra yerine yerleştirdim tekrar. Hasar görmedi, kalbi kırılmadı. Şimdi sanırım püfür püfür çalışıyordur hala; bilemiyorum.Uzun zaman olmuş, yıllar geçmiş gibi geliyor bu konuşmanın, bakışmanın üzerinde.

Şimdi ne zaman bir davlumbaz görsem; o bangodaki sıkışıklığım gelir aklıma.Düğmesine basılıp, püfürdediği andan itibaren de “tamam, vidalarını sökmeye gelmedim, rahat ol” demek gelir içimden.

Çayımı alıp mutfaktan çıkarken yine göz göze geliriz kısa bir an. Ama artık her şey geride, o sıkışıklık arasında kalmış gitmiştir yıllar öncesinde.

1 yorum:

  1. bir de onun ankastre olan tipleri var ki...tanımalısınız ;)

    YanıtlaSil