Gözlerimi kapattığında
orada olduğunu biliyordum. Hiç düşünmeden attım adımımı. Önce tuhaf geldi
karanlıkta olmak, önümü görememek. Ama az sonra geçen ışığı yakaladığımda yol aydınlanacak,
bulutlar yoğunlaşıp, pusla birlikte çiy olarak inecekler gökyüzünden…biliyorum.
Ellerini gözlerimden çektiğin zaman, tam anlamıyla göreceğim
; seni, kıvrılarak dağa çıkan patika yolları, günün yanmasını… Tozu dumana
katarak uzaklara yol almış at arabalarını, pür dikkat nöbete yatmış çoban
köpeğini...Sürünün arasından boynuzunu uzatmış meraklı koçun bakışlarını bile. Gözümün
alabildiği ne varsa göreceğim; şimdiye kadar göremediğim.
Tozun kokusu burnumda, tezek kokularına eklenerek rüzgarla
birlikte dağılıyor. Kekik kokuyor sonra, uzaklarda bir dağ düşlüyorum, eteklerinden
yuvarlandığımız belki…Kokuyu takip ediyorum; iyot kokuyor bu sefer; kimi zaman
denize çıkaracak yolumuzu kimi zaman dağlara biliyorum.Ne diyordu şair,
eskilerden ; “…geçse de yolumuz bozkırlardan, denizlere çıkar sokaklar…”
Yenilendik mi hayatta, yenildik mi ;muhasebesini yapmayı
çoktan bıraktık. Gözlerimin açılmasını bekliyorum şimdi. Biliyorum, tren
yolları boyunca alıp başımı gidemeyeceğim. Sürünün pusuna karışıp dörtnala
uzanamayacağım dağ yollarına. Benimkisi gözkapaklarımın ardından bir bakış işte
çıplak bir fotoğrafa; karanlıktan aydınlığa…
Hala oradasın biliyorum. Bozkırın ortasındayız. Ses yok,
hareket yok. Donuk bir sabahı karşılıyoruz. Boz renk tüm hakimiyetiyle karşımızda.
Ne siyah var, ne beyaz var; her şey gri bir toprağın gökyüzüne yansıması artık.
Gözlerimse karanlık, ışığı yakalayamadı. Bastırdığın gözkapaklarımda ise hala
parmaklarının ağırlığı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder