Eveet Jeliza Hanım..Kaldık mı yine baş başa. Koştun koştun
nihayet bir yerde durmayı akıl edebildin. Diyorum sana ne zamandır; gel yanıma,
senin orijinin benim yanım. Çok uzaklara gitme, özleyeceksin beni diye ama sen
her zamanki dik kafalılığınla dinlemedin beni, kulak asmadın. Şimdi seni öylece
bırakıp giden Saten dudakların ardından ağla dur bakalım…Oysa ne kadar
alışmıştın değil mi o kesik kafalı sohbetlere…
Çok önemli değil. Zaten burada da tuhaf bir Nisan
yaşanmakta. Günler boyumdan uzun, geceler , sızmanın eşiğindeyken kendimi attığım
kanepede sonlanıyor. Gözümü açtığımda kendimi gevrek gevrek gülen bir sabahın kucağında uyanmış
olarak buluyorum. Kulaklarımı tırmalayan bir müzikle günün bitmesi için
bilgisayarın gözünün içine içine bakıyorum. Dik dik.. Ama o anlamıyor; anlasa
da işine gelmiyor ki; onun için hava hoş…Klavyesinde gezinen parmaklarımla
ooohh..gel keyfim gel her gününü keyifle tamamlıyor. Oysa kendimi bağladığım mancınık saat 17:45 e
ayarlı; haberi yok. Fırlatma koltuğu devreye girdiği anda menzil dışına bile
fırlatabilirim kendimi…Kıtalararası bir yolculuk; dilini bilmediğim,
gözlerinden ne demek istediklerini anlamaya çalıştığım, keşfedilmemiş bir ülke
olabilir indiğim yer. Yer, zaman, önemli değil…hangi çağda oldukları, hangi
kafayı yaşadıkları, boyları posları.. yaşları. .Sadece mancınığa güveniyorum
artık; o da tam vaktinde devreye girdiği sürece..
Her zamankinden tuhaf ama çoook huzurlu bir Nisan geçiyor
şimdi. Senin burada olman da buna sebep biliyorum ama ; keşke eski Nisanlarda
da yanımda olsaydın. Neyse, geç olsun
güç olmasın buluşmamız; daha başak
tarlasında koşacağız seninle, trenler geçerken yanımızdan çığlık çığlığa, bağıra
çağıra şarkılar söyleyeceğiz. Daha önümüzde kocaman bir yaz var…Geçip gidecek
olan ama tüm anıları temize çekecek upuzun bir yaz…
Ama önce Mayıs; tüm uğuru ve tebessümüyle kapımızda şimdi. Önce
disiplini yenileyerek, çekilecek fotoğraflar ve boşa geçirilmeyecek bir zaman .hoşgeldin…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder