Sabah enerjiyle uyanan insanlara hayranım. Hep onlar gibi olmak
istemişimdir. Gözlerini açtıkları andan itibaren gülümsemeye başlarlar. Sabah sporlarını yapıp her şeyiyle
dört dörtlük bir kahvaltıdan sonra-taze sıkılmış portakal suyu ve omletli
falan-,varsa işlerine giderler ki bu insanların iş hayatlarındaki detaylara
hiiiç girmeyeceğim. Düzenleri obsesyon mertebesine ulaşmıştır. Her türlü
düzensizlik onların çığırdan çıkmasına yeter de artar bile. Günü nasıl
bitirirler, evlerine aynı enerjiyle mi dönerler bilemiyorum.
“Bir gün denemeli”
dediğim anda pilimin nereye kadar
yeteceğinden emin olamadığımdan belki de
denemem başlamadan biter. Düzenli bir işi olmayan ayrı bir grup insanlar
ise; düzenli işi olanlardan daha derli toplu, tertipli, dakik ve zamanı yöneten
özelliktedirler; ki onlar, kendilerine her zaman yapacak bir iş bulur,zamanı
doğru yönetir –zamanı yönetebilmek ulu
Tanrım!- bunu keyifle ve dikkatle yapar, sonunda başarıyla da bitirirler…
Hangi tipteyim, tipin burada bir önemi var mıdır? İşkolik,
alkolik,zapkolik, melankolik…ha bir de kolik var ki; yeni doğanların canına okur o ağrı
da ağlayarak dertlerini anlatabilirler ancak .
Galiba henüz afyonum patlamadı; o yüzden tüm bu yazdığım ıvır zıvırlar. Afyon
patlaması da ayrıca aklımı kurcalayan bir durumdur. Bir kitapta okumuştum;
gerçekten ama gerçekten hatırlayamıyorum hangi kitaptı, romandı? Belki birinin bloğunda
falan da okumuş olabilirim. Ama İhsan Oktay Anar ‘ın romanlarından birinde
okuduğumdan şüpheleniyorum; ki sonu oraya çıkacak gibi geliyor bana. Eskiden
çok eskiden; üç aylara-ya da Ramazan’da- girildiğinde ki zaten içki yasağı
cabası; keşler, afyonları paketleyip,
ucuna da ip bağlayıp boğazlarından midelerine doğru sarkıtırlarmış…Gün içinde
de canları istediğinde ipin ucunu çekip afyon paketinin mideye dağılmasını
sağlarlarmış. mış.mış..sonrası kafa güzelliği, serin bir gün işte..
Böyle bir şeydi.Bu bilgiye nereden sahip oldum, gerçekten
böyle bir şey var mıymış, birilerinin hayal gücü mü yoksa ben kendim bizzat mı
uyduruyorum bu hikayeyi bilemiyorum. Ama o kadar yaratıcı bir hayal gücüm
olduğunu sanmıyorum. Bu bilginin kaynağı İhsan Oktay Anar’a dayanabileceği
gibi; Dr.House dan da şüphelenmiyor değilim hani..
Ayfon patlaması yaşamam gereken şu Temmuz günlerinde yine
bir gitme isteği; bırakma, yeniden başlama, yeni bir şeyler keşfetme …ne kadar
çabuk tüketilirse o kadar az kalıntı bırakır ömür dediğin şey; fazla
bekletmemek lazım.
Aslında başka şeylerden bahsetmek için başlamıştım yazmaya ; nerelere gelmişiz…Çok açıldık; kıyıya
dönme vaktidir..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder